Atatürk’ün Liderlik Dehası // Türk Devrimi Yazıları // Önder Karaçay

Atatürk’ün Liderlik Dehası // Türk Devrimi Yazıları // Önder Karaçay
| Atatürk’ün Gençliğe HitabesiEy Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
| |
| Mustafa Kemal Atatürk 20 Ekim 1927 | |
1927 yılında söylediği gerçeklerle bugün karşılaşmış olmamız kimseyi şaşırmasın. Şaşıranların emanete sahip çıkmadıklarının göstergesidir şaşırmaları.
“Hayat karar vermek ve eyleme geçmektir. Eyleme geçmezseniz, eyleme geçenlerin oyuncağı ve kölesi olursunuz.” / Önder Karaçay
Yalan söyleyenler, kötü niyetli olanlar, adil olmayanlar bir kurumu değil kendini bile yönetemezler.
Kapitalizm/sermaye siyaseti yönettiği herkes tarafından artık bilinmelidir ki haddini aşmış bir boyutta emperyalizmin bir unsuru ve yoldaşıdır. Parayla aydın kılığına girmiş, yaldızlı gazetelerin süslü reklam ve köşe tutucu yazarlarıyla pohpohlanan veya parayla beslenenlerin eş güdümleriyle halktan ve kökümüzden kopmuş ve bizden olmadıkları artık anlaşılmıştır. O zaman cephedirler halka artık. Halkı bir yığın olarak ağlarında buluşturarak sömürmek gün geçtikçe zorlaşmıştır. Muhtaçlık üretimi karşı tarafta şımarıklığın çoğalmasına sebep olmuştur. Vicdanı pas tutmuş, paradan başka bir değeri kalmayanlar mı bize bu hayatı zehir edecekler? Batı dalkavukluğunun gönüllü borazancısı olmak size şimdi ne kazandıracak? Yarın bu ayıpla kurumlarınızı satmaya kalksanız bile satabilecek misiniz? Kim alır böyle algısı, ayarı kaçmış bir zihniyetin kurumlarını, kim alır? Ancak elinizde sandığınız büyüklüğünüz kalır. Sizin kullanılıp atılacağınıza en geçerli sebep ben ve benim gibi masum insanları yıllarca bedava çalıştırıp kullanıp atmaya kalkmanızın ahıdır. Ah nedir bilir misiniz? Şimdi çekince öğreneceksiniz. Bunu affetmeyeceğim ve tarihte affetmeyecektir. Biz affedersek tarih bizi affetmeyecektir. Biz ülkemiz ve ekonomimiz çıkarına gönüllü çalışırken sizin bu yaptığınız ne ahlaka sığar, ne insanlığa sığar. Kurumsal kültürden uzaklaşmış, kof, bayağı ve sanki başıbozuk bir kişilik davranışının örnekleri veren dağınık, ne yaptığını bilmeyen ve bilmeyecek şaşkınlık içindesiniz.
Sesi çıkmayanlardan hoşlanan, hakkını alalım yine sussun demeye getiren, önünde yerlere kapananları isteyen ve bunlara alışmış, bağımsız ve özgür ruhlu insan sevmeyen bir tiran özelliklerinin hepsini taşıyor gibisiniz. Gücü ile büyüklenenlere tiran denir. Nasıl büyüklendiğinizi anlatmıştım. Bize tiranlık falan sökmez. Biz hakkımızı kimseye yedirmeyiz, kimseye yalvarmayız.
Ülkemizin en değerli varlığı aklını, vicdanını ve cesaretini doğru ve zamanında kullanan insanıdır. Atatürk’ün “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” sözünün anlam kazanması ancak buna bağlıdır.
Eğer bu bankada vicdanı olan bir lider olmuş olsaydı bu skandalların hiçbiri yaşanmazdı. Lider ilham üreten biri olmasının yanında adil olan ve hak yemeyen olmalıdır. Sizde hangisi var?
Lider doğruyu ve kötüyü doğru şekilde söyleyen ve her iki olguya doğru yaklaşımlar üreten kişidir. Yalnız belirtmek isterim batının okullarından alınmış belgelerle lider olunmaz, olsa olsa kullanılabilirlik belgesidir o aldığınız belge ve lider olmaya yetmeyeceği gibi sadece kendinizi kandırmaya yeter.
Lider kendi aklında devrim yapamamış kişilerden çıkmaz, birilerine basamak ve merdiven olanlardan çıkmaz, emir alan ve emir verenlerden çıkmaz, lider etkileyerek ikna edebilen bir bilgi ve duygu gücüne sahip kişilerden çıkar.
Lider sürüklediği mücadeleleri sonuçlandırabilen, zeki, çevik, kıvrak, ne zaman ne yapacağı çoğu zaman tahmin edilemeyen ve şaşırtan, sezgileri güçlü, ileriyi görebilecek bir öngörü sahibi olabilen, özgüveni yüksek, donanımlı ve gerektiğinde yenildiğini bile görebilen, görevi bırakan, yapışkan olmaya çalışmayan olmalıdır.
Bir makama atanmış olmak, yetki kullanabilir yetkisi almış olmak her istediğini yapabilir anlamına gelmez. İşten çıkarma tebliğini yapan ucunuz diyordu ki; “yeni bir genel müdür kendi adamlarıyla çalışmak istiyor.” Kendisi de yeniydi çünkü. Bu ülkede son 13 yılda yeni lobisi var adeta. Yeniden bıktık. Kendi ekibini kurmak ve onlarla çalışmak hakkı değil mi diyordu. Bizde değildir diyoruz. Ne hakla? Dağ başımı bu banka? Babanızın çiftliği mi? Gelen eskiyi kovacak ya da eski yeni geleni dışlayacak olacak iş mi?
Her devletin tarihi lider sanılanlarla doludur, hatırlananı çok azdır. Türkiye Cumhuriyetinin Atatürk haricinde hatırlanan ve hatırlanacak lideri olmadığı gibi. Kurumlarda öyledir kalıcı lider olarak hafızlarda yer edinebilmek ve kalabilmek kolay olmadığı gibi insanların hafızaları da çöp değildir. Herkes orada yer tutamaz. Yer tutmanın da iki hali vardır; olumlu ve olumsuz. Hangisi ile anıldığınız size bağlıdır. Kimseye beni neden kötü anıyorsunuz diyemezsiniz, deseniz de değiştiremezsiniz.
İlham veren lider; avutan, ruhları sahte okşayan, yatıştırma taklaları atan değildir. En tehlikelileri de budur. Çoğu insanı kendisinde bulunanı bulduğu için kolay kandırır.
Yaptıklarını kendine göre doğru sananlar dışarıdaki insanların algısını da umursamaz bir vurdumduymazlık içine girerlerse kuruma en büyük cezayı verirler. Bir kurum düşünün kendi hakkında yapılan olumsuz bir haberin altına bile reklam verecek kadar algı değiştirmeye kalkıp yüzsüzlüğün alasını gösterebiliyorsa bu ancak sermaye zihniyetinde zemin bulabilir. Bu benim kitabımı bastırıp satın ve kendinizi bu yolla kurtarmaya çalışın diye alaya aldığım konunun aslında gerçekleştiğini göstermektedir.
Liderliğin en önemli ölçüsü liyakat ve ehliyettir. Liyakat ve ehliyet sorunu olanlar skandallara konu olurlar.
İnsan doğa ve psikolojisini bilmeyen hatta duygusallığı zayıflık olarak gören kişiler zayıf karakterli, şiddet yatkını kişilerdir. Başkasına yapılan hatayı kendine yapılmış sayan kişi liderdir. Çünkü başkalarının itibarsızlaştırılmasının günün birinde kendi kişiliğini yıpratacağını akıl edebilmelidir. Lider insan aslanı kediye boğdurtmayan bir vicdana ve sağduyulu adalete sahip olmalıdır.
“Birilerine merdiven olmak adına birilerini bu merdivene basamak yapmak gibi bir dayatmaya dayananların kişilikleri arızalıdır.”
Olumlu duyguların dostu olmayanların tek duyguları diğerlerine eziyet etme ve üstünlük taslama duygusudur. Böylelerinin kendi tasmalarından genelde haberleri yoktur. Varsa da umursamazlar. Tasmalı yaşamayı severler onlar. Bu sebeple her kravatlıya iyi insan denilmemelidir. Kravatta batılıdır. Kravatı millileştireceğiz Atatürk gibi. Kravatı gerçek aydınlar takacak, maskelilere bir maske daha takmanın gereği yoktur.
Hak nedir bilmeyen, hak tanımayan, hakkın hakkını vermeyen ve hakkı savunmayandan lider olmaz.
Yine çok can alıcı bir örneği burada anlatmak istiyorum; benim işsiz kalmama sebep olanlardan ve bu hiyerarşik çetelenin basmakların birisi bir gün bize yaptığı uzun süreli zulüm toplantılarından birisinde yaşanmıştır. O toplantıda aynen şunu söylemiştir;“benim bir çocuğum var ve çalışmak zorundayım” aynı kişi benimde iki çocuğum olmasına rağmen işsiz kalmamda rol oynamıştır. İşte bunlar böyle kendi kendilerine çelişkidirler. Haksız ve sebepsiz işten çıkarıldığım hatta ayrımcılık zulmü yıllarca yapılarak işten çıkarılmış birisi olarak bu zat hala bu bankada makam ve koltuk işgal etmektedir. Bankanın diğer çalışanlarına hala e-posta yazılarla baskı uygulamaya çalışacak, bizde dışarıda kaderimiz bu, ne yapalım diyeceğiz öyle mi? Bu mücadele için sadece bu bile yeter.
Toplantılarda yaptığı zulümden de bahsetmek istiyorum. Öncelikle Müslüman mahallesinde salyangoz satanların bir uygulamasıdır. Ezan okunduğunda ezanın bitmesine kadar bile tahammülü olmayan biriydi. Eğer toplantı akşam ezanında devam ediyorsa, yatsı ezanında da büyük ihtimal ile devam ettiğini kendi fark ettiği halde egosunu tatmin edemediği için diliyle de bakın hala konuşuyorum, siz beni konuşturuyorsunuz gibi saygısız bir tutum içerisindeydi. Toplantı yapmak ve ego kontrolünü bilmeyenden hiçbir makam ve yönetim beklentisi olamaz ve eğer varsa o kişinin değil o kurumun ve o kişiyi oraya atayanların bir zavallılığıdır. İşte bu zavallılık karşısında biz diz çökmeyiz.
Günümüz liderliğinin anlaşılma şartı neye hizmet ettiği yani niyetine bakmakla anlayabiliriz. Bunun içinde cesur sorgulama gücünüzü kullanmalısınız o da bir Türk’te asil kanın gereği fazlasıyla vardır. Biz asker milletiz yalnız ve yalnız sadece ve sadece kendi vatan ve milletimiz, ekmeğimiz, çocuklarımızın geleceği için askerlik yaparız. Biz kötü niyete askerlik yapmayız. Yapmaya kalkanlara da haddini bildiririz.
“En sağlam duvarlar önemsenmeyen küçük çatlakların büyük yırtıklar açmasıyla yıkılırlar.” / Önder Karaçay
Rakibi ve hasmını küçük görenler genelde bunlara yenilirler. Tehlike ancak tehlikeler göze alınarak yenilir. Tehlike olmayana yapılan bir yanlış önlenemeyen bir tehlikeye dönüşebilir.
“Suyun sel haline gelmeden tedbirini alıp bendini yapamayanlar o selde boğulurlar.” / Önder Karaçay
Büyük başarıların değeri zorluğundadır. Zorluk hayatın her anında değer artırır. Zorluğu üretene ise değer kaybettirir.
Hayatın hedefi belge, diploma, bilgi değildir. Bunlar gereklidir yalnız bütün bunlar olmasına rağmen eyleme geçemiyorsa kişi gök gürültüsü veya gölgedir. Ya karmaşa üretir ya da gölgesiyle karanlık veya baskı. Eyleme geçmek canı ne istiyorsa onu yapmak değil, yapması gereken neyse onu yapabilmenin eylemine geçmektir.
Canı istediğini yapanlar rüzgarın önünde bir küle dönerler rüzgar onları nereye sürüklerse oraya sürüklenirler.
Kızılderililerinde Türk soyundan oldukları söylenir. Onlar lider için şunu derler; “Lider bir efsanedir, efsane öldüğünde hayal sona erer. Hayal sona erdiğinde artık daha büyüklükten söz edilemez.” Bilmem kendini büyük bir efsane olarak görenler bu sözden gerekeni umarım anlamışlardır.
Birde kendisinin efsane olduğunu söyleyenler ile kendisine başkalarının efsane olduğunu söyleyenler var. Mustafa Kemal Atatürk kendisine efsane denilmesinden çok rahatsız olurdu. Şimdi efsanedir işte. Büyüklenseydi efsane olabilir miydi? Çünkü o bir dahiydi.
“Çatlak yürekli ve hacizli ruhlarda erdem bulunmaz ve aranmazda aslında.” / Önder Karaçay
Öyleyse liderle ilgili bu kadar konuyu irdelemenin amacı yaşadıklarıma ışık tutmak, nelerin nasıl yaşandığının çok daha net anlaşılması, kimin nerede ve nasıl yanlışlarla bir kurumu kıyının kenarına nasıl getirdiklerinin ortaya konulmasıdır.
Cesaret tehlikeli olmakla birlikte korkunun belası ve can düşmanıdır. Korkanları, korkakları şaşkına çevirir, susturur ve üstün güç olarak karşısına dikilir.
Her iş kendini yönetenin seviyesi kadar büyüktür. Hele yöneten büyüklenme egosuna bürünmüşse ve ısrarla devam ederse aynı oranda işin seviyesini düşürür.
Böyle bir ortam aslında lidersiz ortam demektir ve sonu hüsrandır, buhrandır, gerileme ve çökmedir.
İnsanlığın yazılı tarihi beş bin yıl olup, yaklaşık 250 yılı barış içinde geçmiş olması insanın her dönemde başkalarının haklarına el uzatmaya kalktığını, hırslarına yenildiğini, savaşmaktan başka çare bırakmadığına şahit olmaktayız. ‘Tarih tekerrürden ibarettir’sözü boşuna söylenmemiştir. “Tarih aynı zamanda zamanın süzgecinde bir okuldur.” Geçmişi iyi okuyan ve ders alabilenler geleceğe daha bir güvenle ve az hasarla uzanabilirken, geçmişini bilmeyen, bilmeye ihtiyaç duymayan ya da geçmişi olmayanların ne alabilecekleri bir ders vardır ne de geleceğe nasıl gidecekleri bellidir. 2. Dünya savaşından sonra dünyada savaş yok gibi gözükse de 60 milyona yakın insan o tarihten bu yana sermaye çoklamak, başkalarının haklarına el uzatmak, çıkarın hırsına yenilerek masum insan öldürmek ile sonuçlanmıştır. Sermaye, teknoloji, silah ve bilimi bir güç olarak daha fazlasını elde etmek için kullananlar bu karanlık tablonun müsebbibidirler.
Böyle bir vahşetin hizmetinde olan çorak beyinliler insana zarar vermek adına öldürmeseler bile sağda bırakmayacak darbeler ile kendilerini haklı çıkaramazlar. Kızaracak yüzleri bile yoktur.
Sana yapılmasını istemediğin eziyeti başkalarına yapma sözü boşuna mıdır? Bu söz bir temenni gibi kalmıştır. Çünkü insan, başkalarını başkaları olarak görmekten hiçbir zaman vazgeçmeyecektir.
Sizi başkalaştırmaya kalkanları ister istemez sizde başkalaştırmak zorunda kalırsınız. Sizin haklı sebebiniz savunmaktır, çünkü saldıran değilsiniz. Kurtuluş Savaşı ve nasıl kazanıldığının en can alıcı cevabı budur saldıran kazanamazdı. Bugünde saldıran kaybedecek. Kim saldırıyor?
Mustafa Kemal Atatürk ‘İstikbal göklerdedir’ derken aslında gökyüzünün bir tapusu olmadığını ve bu gökyüzü benim diye hiç savaşın çıkmadığını, barış içinde bir geleceğin kavgasız toplumlar ve insanlardan geçtiğini söylemek istemiştir. Gaddarca sahiplenme isteği insanın midesinden büyük gözünü doyurmaya yetmemiştir. Beni işten çıkaranların midelerinin benden büyük olduğunu düşünmüyorum. Onlar düşük hırsların peşinde heba olacaklardır.
Olaylar ve insanların dışına çıkarak fikir üreterek yaptığım aslında ayrımcılığın tarihi felsefesini günümüze ve yozlaşmış insanına bir elbise olarak giydirmeye çalıştığımda imkânları çoğaldıkça doyumsuzlaşan insanın karşımıza çıktığını görürüz. O zaman sormak isterim; bu kadar üretimin amacı kendinizi tatmin mi? Ya da başkalarının iştahını kabartarak kendi iştahınızı mı çoğaltıyorsunuz? Zalimlerin psikolojilerini ve niyetlerini okumak o kadar kolay değildir. İçlerinden geldiğim ve dokuz yıl zulümlerini tattığım için iyi bilirim.
Küreselleşme emperyalizmin yüzyılımızda en büyük aşaması olup, dünyayı içinden çıkılmaz bir hale sürüklemektedir. Dünyanın tek bir sermaye pazarına dönmesi kadar insanlığa yapılmış bir büyük zulüm bugüne kadar yaşanmamıştır. Çok uluslu sermaye dünyanın çok yerinde savaştan başka bir sonuç değildir. Sermaye=Savaştır.
Ve sermaye medya ilişkisi burada da devreye giriyor. Savaşları bile naklen yayınlamaya kalkan bu hainlik istediği gibi haber yapıyor. Çünkü emperyalizmin hizmetinde oldukları için halkı kandıran yanlı ve kendi çıkarlarına uygun, savaşı bile kendilerine yontmalarının yanınsa savaşın sebebi kendileri olduklarını gizlemeye kalkıyorlar.
O zaman savaşsız bir dünya istiyorsan savaşımız sermayenin kontrollü ve küresel bağlantılarını kestiğimiz milli ekonomi gereği kaçınılmazdır. Konuyu bu kadar uzun anlatmamın sebebi sermayenin ne olduğu ve aslında neye hizmet ettiğini anlatmaktı. Sermaye dünyada savaş çıkarmak ve kendi varlığını sürdürmek için biriktirilmektedir. Son yıllarda ülkemiz insanlarının tasarruflarının eritilmesinin sebebi de sermayeye fon aktarıp bizim gibi ülkeleri de savaşa sürüklemektir. Acı gerçek bu oyunun içinde küresel bağlantılı bizim sermaye gruplarının olduğudur.
Sermaye için hedefe koyduğu neyse onu tüketmesi, yok etmesi ve sömürme ihtiyacı her şeyin üstündedir. Aradığım ve bulmakta zorlandığım hak, adalet, günah ve ayıp bunların ikliminde yoktur.
Kötü niyetli egemenlik hırsı barışı bozar ve savaş başlar. Tek başına bir ordu gibi sermaye ile üç yıldır savaşıyorum. Resmen şunu demeye kalktılar; haklarına el uzatırız ve sen buna ses çıkaramazsın. Özgürlüğümüze, kaynaklarımızı iç etmeye dişlerini bileyenlere karşı yüz yıl önce ataların nasıl direnerek karşı ve haklı çıkmışlarsa yine aynı haklı ve kararlı direnme gücüyle karşılarındayım, karşılarında olacağız. Norman Vincent Peale diyor ki; “Sahip olduğunuz koşulları değiştirmek için, önce farklı düşünmeye başlayın.” Bu mücadeleye başladığımda ilk düşündüğüm konu farklı olmalıydım, yapılmayanı yapmalıydım ve karşımdaki haddini aşmışlara hadlerini bildirmenin farklı yollarını düşünerek buluyordum. Daha yolun yarısına bile gelmedim. Bu mücadele bu kitapla bitmez. Daha neler gelecek?
Cephede bile kitap okuyan bir kuşağın en önemli örnek dâhisi Mustafa Kemal; ‘İslam Tarihi’ adlı bir kitabı okurken şu cümlenin altını çizer; ‘Tarih ilerisini görebilenler için çalışır’
Bugünde aynıdır. Dünü bilmeyen, bugünü anlayamaz ve yarını görmeyi bırakın yarına gidemez bile.
Bugünde aynıdır. Dünü bilmeyen, bugünü anlayamaz ve yarını görmeyi bırakın yarına gidemez bile.
Bu kitap bir cephedir ayrımcılığı başlatan sermayeye karşı cephedir. Bugüne kadar onları bizden bildik ne oldu? Cephe almadıkta oldu? Ayrımcılık yaptılar, haklarımıza el uzatmaya kalktılar, işsiz bıraktılar, kariyerlere zarar verdiler hem de bütün bunları hiçbir haklı sebebe dayandırmadan yapmaya kalktılar. Kendi sonlarını adeta kendileri hazırladılar. Yalnız hiç düşünmediler biz böyle kimin emrinde ne yapıyoruz diye! Düşünmediler. Birileri düşündü işte. Ve o vakit geldi. Sizinde hesap verme vaktiniz geldi.
Bugün ki siyasi zihniyete de birkaç sözüm olacaktır. Unutmayın biz asiliz, siz vekilsiniz. Vekiller vekil olduktan sonra aslını unutamazlar ve ben ne istersem onu yaparım yoluna giremezler. Son yıllarda ne yazık ki ülkemiz ve insanımız bunu da yaşamak zorunda kalmıştır. Hatta siyaset kurumu halktan yetkiyi almış, sermayenin her istediğini yerine getirmiştir. Burada bir haksız kol kola giriş vardır. Yaşananlar bu kol kola hali göstermektedir. Biriniz halkın duygularını, biriniz halkın cebini boşalttınız. Bunun bir bedeli olmayacağını mı sandınız? Asıl ne derse o olur. Asıl olan milletin dediğidir. Bunun yolu da sadece sandık değildir. Güçler ayrılığının değeri de burada ortaya çıkmaktadır. Tek kişi hiçbir zaman Türk Milletinin Atatürk dışında vicdanı olamaz.
Gerçek zenginlik; mal ve para çokluğuyla değil, göz tokluğu ile olur. Bu sermayede hangisi var? Göz tokluğunu sormaya bile gerek yok. Bu kadar para çoklama adına aç gözlü olmanın bir de sonu var.
Ülkede sanki İngiliz muhipleri ve Amerikan Mandacıları tekrar hortlamaya başladı. Nedir derdiniz sizin? Gençliğe Hitabeyi yeniden okuyorum sizi yazıyor. Utanın biraz. 100 yıl önce tahmin edilmişsiniz.
Bu kitabı okuyan herkese tecrübelerimden süzdüğüm bir tavsiyem olacak; büyüklenenler karşısında kesinlikle kendinizi küçük görmeyin. Belki de siz ondan büyüksünüz, bunu anlamanın yolu dayılanmayı ve büyüklenmeyi kabul etmemektir. Dayatmaya boyun eğmek kişilik bozukluğudur.
Zengini çok zenginleşmiş, bağımsızlıktan yoksun bir milletin zengini de paraya esir olmuş demektir.
Türk Tarihini anlamayanlar veya anlamak isteyemeyenler lütfen Nutuk’a baksınlar… Her satırında kan, gözyaşı, şehitlerin kanı, gazilerin kahraman hikâyeleri, mücadele, asalet, irade, devrimcilik ve bağımsızlığı anlatan Nutuk, Büyük Önder’in Cumhuriyet kavgasının destanını anlatmaktadır. Böyle bir eser üç kuruşa tenezzül edenlere mi kurban edilecek?
Put paraya tapanlar tapabilirler. Bu topraklarda ne İslamiyet biter ne de Türklük. Putlarıyla geldikleri gibi satın alabildiklerini de alır giderler ancak.
Dünya tek bir devlet olamaz. Herkes bu yanlışı kabul etse bile Türkler bunu asla kabul etmez. Yüz yıl önce Mustafa Kemal engeli vardı, şimdi de onun emanetçileri engeli var. Türk geçilmez. Dünyayı tek devlet mantığı yönetmeye çalışmanın anlamı tek yer tarafından her yerin sömürülmesidir. Ve bunu yine tersine çevirecek tek millet Türk Milletidir. İçimizden birilerinin buna teşne olması kendi sonları olur.
Bu vatan toprağı = yiğittir. Para bizim için harcanan bir kâğıt parçasıdır. Paraya tapanlarda harcanacak kişiliksizlerdir.
Önderi ve örneği sağlam ve bunu bilen milletlerin geleceğinde özgürlükten başka bir beklenti yoktur.
Biz bu ilkeli ülkümüzü atamızdan öğrendik. Nasıl mı?
‘Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım. ” / Mustafa Kemal Atatürk
Yabancı sermayeyi kontrolsüz, vergisiz, şartsız ne olursa gelsin de nasıl gelirse gelsin demek; aynı Mustafa Kemal Atatürk’ün aşağıdaki sözünde dediği gibi insanlıktan uzaklaşmak, beceriksizlik ve miskinliğin esarete dönüşmesi demektir. Yabancı para bu ülkeye şartla gelemez, şartları biz belirleriz o zaman isterse gelir. Kural budur. Aynı Devletçilik ve Karma Milli Ekonomi sisteminde olduğu gibi.
“Yabancılardan insaf ve iyilik dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk ulusu, Türk ilinin gelecek çocukları bunu bir an olsun akıllarından çıkarmamalıdır. Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. ‘ / Mustafa Kemal Atatürk
En iyisi şiirlerime geçmeden önce Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle bir resital yapalım.
‘Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz… ”
“ Bu memleket tarihte Türk’tü, halde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır. ”
“ Efendiler! Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Hal buki, hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir! ”
“ Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ” Mustafa Kemal Atatürk
Gelin Nutuk okumayın ve nutkunuz tutulmasın?
Yani sermayesi bağımlı, siyaseti bağlı yarı bağımlı durumu Türk Milleti kabul edemez. Bizim şiarımız TAM BAĞIMSIZLIKTIR. Bunun sözde olmadığını da yarı bağımlı olan herkes görecektir.
Burası bir kabile devleti değildir. Tarihin en büyük milleti Türk Milleti tarafından kurulmuş en son ve ilelebet yaşamak için kurulmuş Türkiye Cumhuriyetidir. Kendini Türk Milletine yüreğiyle dâhil görenlere emanettir. Para ve çıkar için bu ülkeyi ve milleti sömürenlere emanet edilmediği tarihte yazmaktadır. Sadece yeniden hatırlatmak ve yazmak zorunda kaldığımız için bugün yine yazıyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti emperyalizme ve gericiliğe karşı kurulmuş tarihin en efsane devletidir. Şer batı destekli gerici, emperyalizm ve oyuncuları tarafından tekrar hedef alınması bu değerinden kaynaklanmaktadır. İçimizde bizden sandığımız birilerinin bu yolda teşne sürünme halleri kendi zehirli yolculuklarıdır. Bize karşı yine kendi hatalarıyla kaybedeceklerdir. Çünkü kaybettiren niyettir. Onlar bunu anlayamazlar. Biz anlatırız.
Mustafa Kemal Atatürk ve eserine saygı duymayanların şüphe edecekleri tek nokta kanlarıdır. Asil kanda böyle bir taviz mümkün değildir. Bizler emanete kanımızın son damlasına kadar sahip çıkacağımıza kalbimizden yemin etmiş Türk Milletiyiz. Ve hatırlanmalıdır ki; Mustafa Kemal Atatürk olana kadar ve olduktan sonra da bugüne kadar Türk Milletidir.
Kâğıtlar da yazan yeminleri edip tutmayanların hali kalbinden yeminli bu toprakları ve insanı sevmeyenlerdir. Nefret öyle bir duygudur ki aynı zulüm gibi kendini nefret ettirecek hale getirir. Tarihte örneği çoktur.
Biz ilk çizgimizi 19 Mayıs 1919 Türklerin yeniden doğum gününde çizmeye başladık. Bugün de o çizgimizi hatırlattık. Budur çizgimiz bizim. Egemen bir toplumun içinden çıkanlar bize egemenlik taslayamazlar.
Hayat böyledir işte kimi insani çizgisini kaybeder, kimide çizgiyi hatırlatır. Çizilen her çizgi bir iz bırakır. 19 ruhu çizgisinin izi devam eder, bu ruhun karşısına çıkan çizgi karşı çıktığımız an biter. Bazen önemli şeylerin altını çizersiniz o çizgi hiç silinmez. Bazen önemsiz şeylerin üzerini çizersiniz karalama defterine döner. Her çizgi amacına ulaşamaz, çizgiyi çizenin sağlam olmasına bağlıdır.
“Dayanıklı çizgileri dayanıklı ruhlar çizer.”
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı
“Dayanıklı çizgileri dayanıklı ruhlar çizer.”
YanıtlaSilÖnder Karaçay