1996 yılında kırmızı beyaz renkleri Türk Bayrağına benzediği için bankacılığın Türk Milli takımı diye Akbank’ta çalışmaya başladım. Amacım üretime, ihracata, ticaretin finansmanı ve istihdama kaynak aktarmaya aracılık adına bankacılık yapmaktı.
2000’li yıllara kadar çok düşük ücrete rağmen huzur içinde çalıştım. Beklentilerimin tamamını karşılamasa bile banka ile çalışanlar oluşturduğumuz kültür ile kaynaşmıştı. Bir numaralı marka ve bankaydık.
2000’li yıllardan sonra milli ekonominin talan edilmesi başlayacak olup küreselleşme ve özelleştirme ile banka da değişim projesi başlatacaktı. Bu değişim öncesinde ülkemizde çok normal olmayan bir kriz yaşandı. Cumhurbaşkanı Sezer Anayasa kitabını fırlatmayı fırsat kollayan sermaye parayı borsadan çekti gecelik faizler % 9 bine yaklaşmıştı. Kur sonrasında 600 –TL den 1200-TL ye çıktı. Merkez bankasının o günkü başkanı Gazi Erçel içinde Akbank’ında olduğu bazı bankalara kurun iki katına çıkacağını haber verdiğini yıllar sonra öğrendiğimde bankanın 2001 yılında KRİZDEN EN GÜÇLÜ ÇIKAN BANKA nasıl olduğunu da hem anlamış hem de bu bankadan iğrenmiştim.
Böyle bir bankada çalışmış olmanın derin vicdani üzüntüsü içindeyim. Kendimi hem affetmiyorum, hem de bunlarla mücadele ettiğim için bırakıp gitmediğim için gurur duyuyorum. Onların istediği zaten bırakıp gitmemdi.
Nasıl da anlamamıştım hem kriz olacak hem de krizden en güçlü veya çok kar ederek çıkan banka ne demekti? Nasıl olurdu bu? Bunun hesabı yargı önünde sorulmadı. Türk Milletinin bu banka ile bir hesabı var. Beşeri adalette adalet olmayabilir, yalnız ilahi adaletin olduğunu hatırlamak zorunda kalacaklar.
Yargı ve medya bu konunun üzerine gitmemiş, sermaye siyasetle kol kola olduğu için ve sermayeyi koruduğu için üzerine gidilmemiş olduğunu bankanın ve sahiplerinin korunduğunu yıllar sonra öğrendim. 12 Eylül 2012 tarihi ve sonrasında yaşadıklarımı bankayı sonrasında da nasıl koruduklarını, bütün bu skandalları kitaplaştırarak bu rezaleti tarihe kara bir leke gibi yazmayı kendimi affettirmek için yazdım. Bir nebze içim rahatladı. Yalnız bunlar yargılanana kadar asla bu mücadeleden vazgeçmeyeceğim. Çünkü o kur farkının bedelini Türk Milleti ödedi. Şimdi geri almaya sıra geldi. O bankaların hepsi bunun hesabını verecekler. O bankalara bunun hesabını sormayanlar da vermelidir.
2000’li yıllarda banka aynı zamanda değişim adı altında “Yeni Ufuklar” adlı bir değişim projesi yapmaya başladı. Aslında ismi değişim yapılansa bankanın dışarıdan gelenler tarafından işgal edilerek kültürü eski yeni kavgasına sahne oluyor karmaşa kültürünün adı değişim oluyordu. Şimdi bu karmaşa hala banka yönettiğini sanıyorlar. Ah aldığı binlerce insanın hakkını yediler, kariyerlerini kirleştiler, iş bulmalarına engel oldular.
Değişimi bankanın genel müdür, yardımcıları ve onların alt kadrolarında yapınca bu batan Pamukbank ve benzeri bankalardan gelenler, işsiz kalanlar kendi adamlarını Akbank’a doldurmaya başladılar, bizleri kötülemeye, dışlamaya başlayarak bankada eski/yeni kavgasını başlattılar.
Patron bunları destekledi ve gerçekleri asla görmedi.
Öyle yanlışlar yaptılar ki; “hedefi ve yetkiyi” şubelere verdiler. 2008 yılında paralar batınca suçlu şubeleri ilan ettiler. 1054 masum insanı banka tarihinde ilk kez toplu işten çıkarma skandalı bu değişim adı altında bankayı işgal eden ve bugün yönetenler yapıyordu, patronda ya bilerek ya da bilmeyerek bunlara alet oluyordu.
Evraksız kredi vereceğiz diyorlardı. Bir şubeye yüksek hedefler ve 400.000-TL 500.000-TL gibi limitli kredi verme yetkisini de vererek kendileri hiçbir sorumluluğun altına girmiyorlardı. 2008 yılında bu gaflet, delalet ve kötü niyet duvara toslayınca patron yine bunlara kanarak şubelerde hiçbir suçu olmayan çalışanları önce toplu, sonra da tek tek çıkarmaya başladılar.
Bunlar bankaya gelmeden önce bu bankanın Türk Milleti nezdinde sevgisi “Güveninizin Eseri” olarak yer edinmişti.
2008 yılında kredili mudilerin çalışma şartlarını asla olmayacak şekilde tek taraflı ve hukuksuz değiştirdiler. Milyonlarca mudimiz mağdur oldu ve başka bankalara gittiler. Sonrada yine bizleri suçladılar. Ticari kredi vermeyi hem zorlaştırdılar, hem de iki katı teminat isteyerek akla, mantığa ve hukuka uygun olmayan bir uygulama ile mudiler nezdinde çok büyük bir itibar kaybı ve mudi kaybı yaşattılar.
Hatta o yıllarda Soğanlık Şube Müdürüydüm bir mudi şöyle söyledi. Akbank’ın yaptığını sizin ölçeğinizde diğer bir banka yapsa anlarım. Siz kendi içinizdeki sıkıntıyı masum çalışan ve mudilerden çıkarıyorsunuz diyerek gerçeği dışarıdan bankayı yönetenlerden daha doğru okuyordu. İçim cız ediyordu gerçekleri dışarıdan görenler vardı bankayı yönetenler göremiyordu.
Çok kar üretmek başarı değil ki; itibarı kaybettiğinizde o karlar ile geri alamazsınız. Gün gelecek bu banka itibarını almak için ne kadar para harcarsa harcasın alamayacak. Çünkü çalışanlarına zulüm yapan bir bankaya dönüştü, birileri kendilerini kurtarmak için bizim gibi masum insanlara kumpaslar kurarak kariyerimizi mahvettiler. Sıra şimdi kendilerine geliyor. Astarı yüzünden pahalı şimdi geri adım atma şansını kaybettiler. O şansı kendilerine vermeme rağmen. Büyüklendiler, gurur yaptılar. Bizde ne kadar büyük olduklarını hatırlatıyoruz. Şimdi sadece kar ile dünya sermaye mafyasının hoşuna gitmeye çalışıyorlar. Parayı kazandığınız Türk Milleti nezdinde haliniz nedir? Nereye kadar?
Yönetenlerin bankayı doğru yönetmek gibi bir dertleri yoktu. Değişimin başarısı adına çalışanlara zulüm etmek, işten çıkarmak, suçu onların üzerine atmak ve mudileri mağdur etmek onların başarısından daha önemli değildi. Böyle bir rezalet dünya tarihinde hiçbir kurumda yaşanmamıştır. Hile ve şahsi çıkarları adına bankayı kullanan çeteye adeta banka teslim edilmiştir. Komisyonla kredi satanları kredi tahsiste çalıştırıyorlardı. Bunun birini yakaladım, yazışmalarını yaptım, bir hafta sonra başka bankaya geçti. Mahkemeye gerekirse getireceğim.
Oysa bu banka bugün ülkemizin bir numaralı markası, bankası ve en değerli kurumu değilse ve o özelliğini kaybetmişse sebebi bugün bankayı işgal eden ve değişim adı altında kendi adamlarını bankaya yerleştirerek bankayı ele geçirenlerin hepsi ve buna izin verenlerdir.
Şimdi öne geçen rakibine ulaşmak için hala şube kapatarak, çalışanları işten çıkararak geçici karlarla adeta sidik yarışı içine girerek son çırpınışlarını yaşamaktadırlar.
2000’li yıllarda batan bankalardan ve işsiz bankacıları bankaya alarak kendi kültürünü ve bankacılığın okulu olma özelliğini kaybeden Akbank bizleri kötülemeyi, dışlamayı, bizleri kullanmaya kalkarak başarılı olmak ve hiyerarşi merdiveninde sırtımıza basarak yükselmek niyetinde olan kötü niyetli çalışanları genel müdürlük ve bölgelerde genel müdür ve yardımcılarının adamları olarak bankaya doldurdular.
Bir gün birisine dedim ki hem hedefi bize veriyorsunuz hem de yetkiyi bu riskli ve sakıncalı değil mi? Biz hedefe odaklanıp farkında olmadan bunu tek bakış gözle hata yaparak bankaya zarar vermez miyiz? Bana aynen şunu söyledi; sen kendi işine bak! Genel müdürlüğe karışamazsın dedi. Birkaç ay sonra baktım bir başka bankaya genel müdür yardımcısı oldu. Yani hiçbir sorumluluk almadan, bankayı bir sıçrama tahtası olarak kullandılar. Bankanın iyiliği için bununla mücadele ettiğimden dolayı ve genel müdürlük bunların adamı ile dolu olduğu için biz suçlu olduk. Yalnız mahkemede kendilerini savunamaz hale düştüler. Dört yıldır adeta sosyal medyada bütün rezilliklerini dünyaya anlattım. Karşıma çıkıp sen bunu yapamasın diyemiyorlar.
En ibretini ben yaşadım. 2003-2006 yılları arasında genel müdürlükte çalışan ve sonradan bölge müdürüm olacak olan biri bana bir gün “bulduğun müşterileri önce bana bildir ben sana bulup vermiş gibi göstereyim, seni yukarıya anlatır müdür olmanın yolunu açarım” dedi. Başka şubelerde bunu yaptığını duyuyordum. “Bulduğum müşteriyi size bildirmek yerine, sizin bulmuş gibi göstermenizin doğru olmadığını, o mudilerin işini kendim bulur kendim yaparım genel müdürlük bunu görür ve ben hak edersem müdür olurum dedim. Kimsenin şahsi çıkarıyla ve basiret yoksunu ahlak yoksunu bu tür ilişkilerle asla kurumsal bir kültüre uymayan yöntemi kabul edemem dedim.” O yıllarda Pendik E-5 şubesinde çalıştım. Üç yılda altmış yıllık şubelerin rakamlarını ekarte ettik.
Bunu kendine kin edinmiş. 2007 yılında Soğanlık Şubesine ben ondan önce müdür oldum. 1 yıl sonra Gebze Bölge Müdürlüğü oluşturuldu. Bölge Müdürü olarak bu kişi benim bölge müdürüm oldu.
Beni ziyarete geldiğinde “ayağını denk al müdür olmanda ne kadar katkım olduğunu bilirsin diye tehdit etti” Bende ayağımın her zaman denk olduğunu müdür olmayı hak ederek olduğuma inandığımı söyledim. Kimseye de şikayet etmedim. Ahlakla, sabırla, titizlikle, hata yapmadan, açık vermeden çalıştım ve mücadele ettim.
Soğanlık şubesi beş yıl sonra kapanmış bir yerde tekrar açılmış bir şube olmasına rağmen iki ayda kara geçen ülkemizde ilk ve tek banka şubesidir. Belki de dünya da örneği yoktur. 2007 yılında yeni açılan bir banka şubesi dokuz ayda kara geçebiliyordu. Bugün iki yılda kara geçemiyor şubeler.
2008 yılından 2010 yılına kadar bu bölge müdürü benimle uğraştı. Şubeme bölgeden ajan gönderdi şubeyi müfettişle birlikte karıştırmaya, benimle ilgili benim açığımı bulup işten çıkarmanın peşinde koştu. Gönderdiği ajanı üç ay sonra şubemden almak zorunda kaldı. Müfettiş hiçbir olumsuzluk bulamadı. Hatta bana burada neler oluyor anlat dediğinde. Siz müfettişsiniz ne olduğunu ben bilmiyorum sizin iddianız veya size bu iddiayı yaptıran kimse onunla birlikte olumsuzluk neyse bulun, önüme koyun ve bu nedir deyin o zaman cevap veririm dedim.
Sonra o bölge müdürü başka bölgeye tayin oldu. Yeni gelen bölge müdürüne de beni kötüledi. O da benimle uğraştı. Elemanlarımı alıp başka şubelere veriyor, hizmet kalitemin düşmesine sebep oluyor taleplerimi görmezden geliyordu.
3 Kasım 2010 tarihinden bir hafta önce şubeme geldi. Hayırlı bir ziyaret olmadığını sezmiştim. Çünkü ne şubeme uğruyor, ne taleplerimi dikkate alıyor şubem ile ilgilenmiyordu. Buna rağmen 4 yılda şubem dördüncü sınıftan ikinci sınıf düzeyine gelmişti. Çok başarılı olmam dolayısıyla ve hakkımda hiçbir yanlış bulamadıkları için işten çıkamadılar. İstifa etmem ve ayrılmam için evim Soğanlık da olmasına rağmen Beykoz gibi gidiş gelişi yüz kilometre olan ve şehirler arası bir tayin gibi günde işe gidiş geliş altı saate yakın trafikte kaldım. Sabah mesaime zamanında yetişmek ve açık vermemek adına beşte kalıp trafik başlamadan erkenden şubeye giderek saat dokuza kadar iki yıl boyunca şubede sabahları bekleyerek adeta işkence çektim.
Bu bölgedeki bölge müdürü ile tanışmaya gittiğimde beni görür görmez; “Soğanlığı da biliyoruz” diyerek söze başladı. Zaten sonra toplantılarda “ban algı ile yönetirim” diyordu. Algının doğru ya da yanlış olması önemli olmayan bir yöneticiyle çalışmanın zorluğunu düşünün. Anladım ki benimle burada da uğraşacaklar. Ayrımcılık adına en büyük zulmü burada yaşadım. Başlangıcı bir bölge müdürünün bankayı kullanmak ve şahsi çıkar sağlamak niyetine karşı çıkmam ve doğru olanı savunmam yüzünden bu kinin kurbanı oluyordum.
Bölge müdürüne evimin uzak olduğunu çocuklarımın okulu dolayısıyla evimi taşıma şansımın olmadığını daha yakın bir şubeye tayin edilmemi talep ettim. Hem sözlü hem de yazılı yaptım. Bana aynen şunu söyledi; “Beykoz da bir kulübe bul veya öğretmen evi gibi bir yer bul arada sırada evine gidersin” diyerek adeta işkencenin, hakaretin alasını yapıyordu.
Amaçları istifa edip gitmem için ellerinden gelen her baskı ve şiddeti yapıyorlardı. Toplantılarda bize çıkın gidin başka bankalara sizi kim çalıştıracak gibi basiret ve ahlak yoksunu tehdit savuruyordu. Oysa biz bu bankada çalışırken ve kahrını çekerken bunlar yoktu.
Beykoz şubesinde bir yıla yakın süre fareli arşiv yüzünden kimse çalışmadığı için ve arşive çözüm bulma çabalarıma da cevap vermedikleri için iki elaman eksik bir yıla yakın hizmet vermek zorunda kaldım. Notere, icra dairesine, vergi dairesine kadar evrakları kendim götürmek zorunda kaldım iki yıl boyunca. Adresi Beykoz ve şubeye yakın olan ismi saklı kendimin bulduğu elemanı bile işe alıp başka şubeye verdiler.
Her sabah şu şekilde e-posta atıyordu. Bugün 3 adet kredi verilecek toplamda 90 bin TL olacak adet ve tutarda eksiklik olursa 17.30 mesai bitimi sonrası yarım saat içinde bölgeye gelip bunun hesabını şube müdürleri verecek diye iki yıl adeta işkence etti.
16 yıl çalıştığım bu bankada çoğu yıl hiç izne çıkmadan çalıştırıldım, çoğu yıllarda izinlerimin yarısını kullandırmadılar. Bir gün Ramazan bayramı dolayısıyla 1,5 gün idari izin talep ettim. 1,5 gün 6 gün yıllık iznimden düşülmesi şartıyla izin verdiler.
İki yıl üst üste Mayıs ayında yıllık iznimi kullandırdılar. Çocuklarımın her yıl bir kez denize götürdüğümü ve ikinci yıl Haziran, Temmuz veya Ağustos olmasını istediğimde kabul etmediler. 2011 ve 2012 yıllarında evde geçirdim iznimin yarısını ve çocuklarımı iki yıl tatile götüremedim.
2007 yılında şube müdürü olunda araba aldım bankanın işinde kullandım. Banka sadece banka işlerinde kullanmanın benzin parasını ödüyordu. Altmış bin kilometrenin elli binini banka için kullandım yeni arabamı yıprattım, lastiği, vergisi, bakımı vb giderlerle banka için servet harcadım. 10 Kasım 2010 tarihinden 2011 yılının sonuna kadar her ay cebimden 800-TL ödeyerek işe gidip geldim. Ertesi yıl otobüsleri kullanmak zorunda kaldım. Çünkü maaşım yetmez olmuştu. Bankadan bu konuda da destek istedim kabul görmedi.
2009 yılında istemediğim halde işimle tehdit edilerek resimlerim dört ayrı şubede reklam olarak kullanıldı. İşten çıkarıldığım 12 Eylül 2012 tarihinden sonra da kullanmaya devam ettiler. Sözleşmemiz var diye. İşten sebepsiz çıkarıldığım Yargıtay onayı ile onaylandığına ve banka % 100 suçlu bulunduğuna göre işten çıkarılma sebebim nedir? Kariyerimi kirletme hakkını birkaç kendini bilmez bölge müdürünün bankanın verdiği yetkiyi kötüye kullanarak bu kötülüğü yapmalarının cezasını ben neden çekiyorum? Bu genel müdür ve bu bölge müdürleri nasıl hala iş başında tutulabilirler? Bu sebeple iş bile bulamadım. İşten çıkarılmışsın diye! Yaşlı anne ve babamın, eşimin, kardeşimin, küçük çocuklarımın suçu neydi? Bu kumpasa inanan bankanın iç ahlak ve merhameti neredeydi? Ya da var mıydı? Yoksa patron dahil hepsi aynı çetenin bir üyesi miydi? O zaman bunun bedelini ödeyecekler. İtibarı değerimi geri aldığımı hissedene kadar ödeyeceksiniz.
Fotoğrafın üzerine adımızı ve “Sizin İçin” buradayız gibi ahlaki boyutu sorgulanır ve basiretli bir tacire uymayan ifadeler kullandılar. Bir bayan bankacının resminin üzerine sizin için buradayım yazmak ne demektir? Bütün bunlar belgelidir. Mahkemede davası görülecek.
2010 yılında şubenin ne kadar karlı ticari mudisi varsa hepsini Kavacık şubesine devrettiler. Sonra o mudilerin adresleri şubemizin hemen yanında olmasına rağmen bunu yaptılar. Aynı mudilerden bulmamı sonra yine istediler. Tam bir çelişkiydiler. 2010, 2011 ve 2012 yıllarında müşterilerimi başka şubelere devrini yapmaya kalktılar hepsinde direndim, giden mudilerin bireysel hesapları da gidiyordu. Amaçları beni başarısızlığa mahkum ederek tazminatsız işten çıkarmak ya da kendimin istifa etmesini sağlamaktı. Bu devirlerin yapılmaması ile ilgilide yazışmaların hepsi var. Hepsi mahkemeye gelecek.
Bölge müdürlüğünde bir gün müdürler ve insan kaynakları genel müdür yardımcısı sorunlarımızı konuşmaya geldi. Yetmiş şubeye yakın müdür arkadaşım vardı. Sorusu olan var mı diye sorduklarında; söz aldım ve dedim ki; bir yıla yakındır iki gişe eksik neden çalışmak zorunda bırakıldım, mudilerin karşısına her gün eksik kadroyla neden çıkmak zorundayız, bana eleman vermeme sebebiniz nedir? Bölge müdürünün rengi attı. Birbirlerinizin yüzüne baka kaldılar. Sonra bölgede personele bakan bir memur bir yıl değil altı ay oldu dedi. Şube arkadaşlarımdan biri dayanamadı ve dedi ki; diyelim ki; Önder bey bir yılı abartıyor, şubede değil altı ay, altı gün, altı saat, altı dakika bile eksik hizmet veremezsiniz. Altı ay oldu diyen sizsiniz. Bu normal mi? Cevapları şuydu toplantı bitmiştir. Kadıköy ilçesinden Beykoz’a gidene kadar iki tayin yaptılar.
Aynı gün insan kaynakları genel müdür yardımcısına sizi ziyaret etmek istiyorum, sorunlarımı anlatmak istiyorum, bana yapılanları bilmeniz gerekir, bankamız zarar görmemelidir diye yazılı talepte bulundum. Kendisi aynı zamanda şubemizin mentörü olmasına rağmen hala geri dönmedi bana. Zaten 2013 tarihinde işe iade davasını % 100 haklı Yargıtay onayı ile kazandığım gün ayrımcı çete kendisini kurtarmak için insan kaynakları genel müdür yardımcısı ve personel bölüm başkanı ile aynı gün yolları ayırmak zorunda kaldılar.
Yalnız gerçek çete ve suçluları banka hala koruyor. İnsan kaynakları genel müdür yardımcısının hatası beni dinlemiş olsa ve anlamış olsaydı çetenin gerçek suçluları işten çıkarılacak veya gereği neyse o yapılacak ben işimi kaybetmeyeceğim, banka da bu zararı görmeyecekti. Bu çeteyi yöneten şu an bankanın en tepesine çıkmış durumda.
Aradan bir iki ay geçti. İnsan kaynaklarından iki eleman gönderdiler. 16 yıl bankacılık hayatımda ilk kez insan kaynakları ziyaret ediyordu. Hayra alamet bir ziyaret olmadığını hatta kendilerine neden bana mobbıng uygulandığını sordum. Birisi bölgede altı ay oldu eleman eksiği olan diyen memurdu. Kızdığı yüz ifadesinden anlaşılıyordu.
İki ay sonrada sebepsiz 12 Eylül 2012 tarihinde bu kumpas kuran çeteler beni işten çıkarmakla kurtuluş yolunu seçtiler.
O günkü bölge müdürü aynen şunu sözlü söyledi. Biliyorsun yeni genel müdür Ocak ayında görevine başladı. Kendi adamlarıyla çalışacak. Tebliğ yazısına ise performans yetersizliği yazıyordu. Oysa aynı günün sabahı hesabına başarı performans primi yatırmışlardı. Skandala imza atıyor hem de 12 Eylül 2012 gibi manidar bir tarihte benden kurtulmayı bu çete darbe yaparak bana ders verdiklerini düşünüyorlardı.
Bir hafta sonra bankanın yönetim kurulu başkanına gizli mektup olarak 15 sayfa özür dileyin ve geri adım atın diye yazdım.
Tavırları şuydu; biz büyük bankayız, bir şube müdürünü muhatap almıyoruz, kullanmadığın izin paraları ile ilgili de büyük banka olduğumuz için karar aldık son beş yıl harici ödeme yapmıyoruz sen ne yapacaksan yap.
Tamam dedim, size yine 16 yıl çalıştığım kurumuma ekmek yediğim kuruma saygım gereği 5 ay süre daha veriyorum. Sonra yapacaklarım karşısında çok zor durumda kalacaksınız ve bunu göreceksiniz.
Beş ay doldu. Önce Aydınlık Gazetesinde Akbank Performansta Sınıfta Kaldı diye skandal olarakhaber oldu.
Sonra bütün bu yaşadıklarımı anlattığım madem hayat sanal dönüyordu o zaman beşeri mahkemede işler çok yavaş yürüyordu, davamın ilk duruşması bile yapılmamıştı. SANAL MAHKEME kurarak videolarla kendimi aklamak için yaşadığım kumpası, ayrımcılığı, 12 Eylül manidar tarihli darbeyi, kariyerimin nasıl haksız kirletildiğini, bu sebeple iş verilmediğini bütün dünyaya ve insanlığa duyurdum.
Bir yıl sonra üzerimden reklam yapmasınlar diye videoları sildim.
Bu arada BDDK, Banklalar Birliğine, İŞKUR’a bankayı yaptığı bu ayrımcılık, kumpas ve darbe ile ilgili ayrıca yazılı talimatım olmadan adıma işsiz olduğum zaman kredi onaylamasının evrensel hukuk yasaları gereği suç olduğunu yazılı bildirdim. Önce cevap vermediler. Sonra bunu Sabah Gazetesinde Bankaların Otomatik Kredi Oyunu diye haber yapınca Bankalar Birliği telefonla bana ulaştı cevabı e-posta ile gönderdiklerini söylediler. Dedim ki tebligat yasası gereği yazılı cevap vermek zorundasınız yazılı cevabı adresime gönderin. Gönderdiler aldığım cevapta neden cevap vermediklerinin cevabı yazıyordu. Bankanın hiçbir suçu yoktur diyordu.
Bütün bunları yaparken aynı zamanda işten çıktıktan sonra kitabımı da yazmaya devam ediyordum.
Ülkemizde ordunun, aydınların, vatansever insanların yaşadığı kumpasın aynısını Akbank’a bu bankanın gerçek neferleri olarak bizler yaşadık en ibretini ben yaşadım. En büyük cevabı da benim vermem gerektiğini ilk işten çıktığım gün söyledim.
“Benim davam asrın davası olacak! ”
Siyaset+sermayenin milli ekonomiyi işbirlikçi küresel şirk kurumlarıyla talan ettikleri son on dört yılda bu talana karşı çıktığım içinde hedef seçildim.
O zaman bu gaflete, delalete, garabete ve ihanet boyutu olan işbirliğine işsizden kitapla MUHTIRA vererek yine Sanal Mahkeme gibi dünyada bir ilki daha gerçekleştirmeliyim dedim.
İçimdeki sesi dinledim. Tek başıma yaptım hepsini.
Kitabım Mobbıng Bank Skandalbank’ın Skandalları Türk Fırtınası 21 Aralık 2015 tarihinde en uzun gecede çıktı ve mahşer denizi olan fitne ve fesat ile toplum mühendisliği yaptıkları sosyal ağ denen denizde gemi sırrıyla yüzmeye başladı.
Mahşer Tufanı kopacağını bilmiyordum. Yalnız içimdeki sesin çok önemli bir dönüm noktası yaşatacağını hissediyordum.
13-19 Ocak 2016 6 günde mahşer tufanı koptu. 31 Ocak kuruluş tarihi olan Akbank kuruluş yıl dönümünü mahşer koptuğu günde yaptı. Ve kurulduğu gün itibarını batırdı.
Kitabım Yeniçağ Gazetesinde köşe yazarı Remzi Özdemir tarafından “Bankacılığın Acı Kitabı” adlı yazıyla ulusal basında da haber yapıldı. Kendisine bu desteği ve cesareti için çok teşekkür ederim.
Çünkü sermaye kitapçısı D&R kitabımı sattırmamak için soranlara yok dedi, gelmeyecek dedi, internet şubesinde Türk Fırtınası ve Bayrağını kapakta kapattı. Hala aynı. Bunların bize düşmanlığını göstermeye bu bile fazlasıyla yeter.
19 Ocak 2016 tarihi bunu bütün dünyaya ve insanlığa açıkladım. Ayrıca sermaye gizli derin devletinin başının Mustafa Koç olduğunu belgesi ile herkese açıkladım. Bir gün sonra hayatını durup dururken kaybetti. Yaratan mahşer tufanının ibreti gereği canını aldı. Firavun sonrası son ibret yaşandı. Canlı helak oldu bütün zalimler. Mustafa Koç ibret adına yaratan tarafından canı alındı. Çünkü dünya sermaye mafyasıyla işbirliği yaparak Türk Mevsimi renkli darbesini kendisi yönetiyor, gazeteci, iş adamı, siyasetçileri 2007 yılından bu yana muhtelif gizli toplantılara çağırarak dünya sermaye mafyası lehine siyasete, medyaya, sermayeye sızdırarak algı operasyonları ile toplum mühendisliğini kendi ve işbirliği içinde olduğu derin sermaye mafyası adına yapmaktaydı.
Son on dört yıllık siyasi iktidar bu sermaye ile işbirliği içindeydi. Ülkemizin önemli kurumlarını özelleştirme ile ele geçirdiler. Torba ve gece kanunlarıyla Türk Milletinden habersiz maden ruhsatları küresel şirk ve bağlantılarına satıldı. Üretim tekelleşti. Para dahil her ürün ithal edildi. Borç, tüketim, teknoloji, banka, inşaat ile ekonomi balonlarını şişirdi, işsizlik üretti ve üretmeye devam ediyor.
Amaç ülkeyi siyasi ve ekonomik olarak çökertmek ve bölmekti.
15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan askeri darbe girişimi de bunun bir parçasıdır.
Darbe sonrası ordumuzun kurumsal kimliğini daha da zayıflatmak ve orduyu kendisine başlayarak tek adam devleti yapma niyeti devam etmektedir.
Siyaset, sermaye, medya, dinci cemaat ve tarikatlar ve bu işbirliğine destek olan herkes kumpaslarla, ayrımcılıklarla, baskı ve şiddet uygulayarak, toplumu kutuplaştırarak bölmek ve parçalamak projesiydi.
Büyük Orta Doğu Projesi zaten bölgemizde ikinci bir şer devlet kurmak çabasıydı. Siyaset ve sermaye bu konuda açılım barış adı altında akiller ile verdikleri destekle aynı amaca hizmet ediyorlardı.
Ülkemizde gizli devlet çetesi sadece cemaatler olmayıp asıl çete sermaye ve finans çetesidir. Bunlar kanunla korunmaktadır. Siyasi partilere, medyaya ve loca örgütlerle faaliyetlerini sürdürmektedir. Kanundan aldıkları güçlerle ve kurumlar yapılarla niyetlerini gizli gerçekleştirmektedirler.
Sermaye ve finans çetesi cemaat terör örgütü kadar hatta ondan daha sinsi ve tehlikelidir.
Bu sebeple borsa kapatılmalı, sermaye ve finans çetesinin karakolu olan bankalarla ilgili yabancı banka faaliyetleri yasaklanmalıdır. Hukuk içinde tüm bankalar kamulaştırılmalı, kredi kartı ve kanınla korunan bireysel kredi tefeciliğine son verilmelidir. Yabancı bankaların ülkemize gelme sebebi kredi kartı ve bireysel kredi tefeciliği ile yüksek kazanç elde etmeleridir.
İnşaat sektörünün amacı da hem rant hem de bankaları zenginleştirmekti.
Bankalar tam bağımsız milli ekonomi için kamulaştırılmalı üretime, ihracata, ticaretin finansmanı ve istihdama yönelik kredi vermelidir.
Ayrıca son on dört yılda yaptıklarından dolayı mağdur edilen her bankacıya itibarı geri iade edilmeli, işlerine geri dönmeleri sağlanmalı, bu bankalara gereken ceza sosyal devlet gereği ve insana baskı, şiddet ve zulüm yaptıkları için cezalandırılmalıdır.
|
Önder Karaçay
|
Önder Karaçay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Önder Karaçay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Temmuz 2016 Pazar
Akbank’ın Kumpası ve 12 Eylül Darbesi // Bumerang // Önder Karaçay
Etiketler:
12 Eylül 2012,
Akbank,
Atatürk,
Canlı Helak,
çete,
darbe,
Devrim,
Dip Dalga,
İşsiz,
kumpas,
Mahşer Tufanı,
Mobbıng Bank,
Muhtıra,
Önder Karaçay,
Türk Fırtınası,
Yeryüzü Tanığı,
Zulüm
18 Mayıs 2016 Çarşamba
Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
Klişe bir sözdür; kapitalizm gölgesini bile satamadığı ağacı keserek ağacın kendisini bile satar.
Bugün Türk Milleti kendi içinden 1950 tarihinde her mahallede bir milyoner zihniyetinin üremesi sonucu imkanlarımızı kullanarak büyük maddi imkanlara kavuşan sermaye sahiplerinin dünya para ve sömürge mafyasıyla kirli ilişkilere girerek Türk Milletini siyasetle işbirliği içinde çeşitli darbe, kriz ve reform adı altında gizli niyet ve çabalarla sırtından vurarak ihanet etmiş ve bizi hiç şaşırtmamıştır. Türk Milletinin sabrı ve dayanma gücü artık bitmiştir.
Bugün her biri ayrı ayrı Türk Milleti aleyhine olanın dolar milyarderinin para putu güçleriyle düşman niyetlerle işbirliği yapanların akıl almaz ihanetlerinin gaflet, delalet ve garabeti ile karşı karşıyayız.
“Kapitalizm israf ve iflas sistemidir.” Bunu anlayabilmek için daha fazla bedel ödemeye gerek yoktur.
Çünkü birileri sürekli kaybeder, kaybedenler halktır, birilerinin sürekli cebi dolar. Bu cebi dolanların cep doldurmalarına bir engel durum mutlaka bir hile ile reform, kriz, darbe veya başka oyunlarla devam ettirilirdi.
Kapitalizmin son iflası kendisidir. Çünkü bu sistem para putu mafyası ve kirli işler üreten eşitsizliği artıran, adaleti yok eden, çoğunluğun hakkını birkaç kendini bilmezin cebine dolduran ve haliyle sağladığı bu maddi güçle haddini aşan zihniyetleri üreten ahlak ve basiret yoksunu bir sistem olduğu için sonu gelmiştir.
Ülkemizin 1950 sonrası üretimi emperyalist niyetli kapitalistleri son yıllarda nedense U dönüşü söylemlerle kendilerini acındırmaya çalışıyorlar.
En ilginç burjuva çelişkisini dünya mafyası ile Türk Mevsimi adı altında DEAŞ terör örgütünü görüşen ve tarafımca vatana ve millete ihanetini 19 Ocak 2016 mahşer tufanı sonrası açıkladım. Mustafa Koç olup mahşer tufanından bir gün sonra hayatını Firavun sonrası son ibret adına tüm zalimlerin CANLI HELAK olduklarının ibreti anlaşılsın diye yaratan tarafından canı alındığında ibret olmuşlardı.
O güne nasıl geldiğimize bir bakacak olursak;
Cumhuriyet Gazetesinin 14 Kasım 2015 tarihli haberine göre G20 toplantısında Ali Koç diyor ki;
“Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. Ben en azından eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçek sorun kapitalizmdir”
Bu ne demektir? Sorun kapital zihniyetin doymak bilmeyen kötü niyetidir. Türkiye Cumhuriyetinde kapitalistler kimlerdir? İlk akla gelenler Tüsiad üyeleridir. Bunlar sanayici olmaları için 1950’de başlayan ihanetle Atatürk devrimleri tamamlanmadan devrimi yarım bırakarak tersi devrimi gerçekleştirmek isteyen niyetlerin ürünü olup bugün ülkemizde her eşitsizliğin, haksızlığın, adaletsizliğin altından sermaye ve oyunları çıkmaktadır.
Sonrasında Turgut Özal üretimi sermaye sahipleri ve son on dört yıldaki gaflet ve delaletin doksan yıllık birikimleri yandaşlarıyla cebe indirerek ürettiği sermayedir.
Darbeler, ekonomik krizler, reform ve aklınıza gelen halkımızı kandıran her ihanetin arkasından sermaye adına Soros düşünceleri çıkması tesadüf müdür?
Burjuva kendisini eleştiriyor diye geçiştirilecek bir iş değildir.
12 Eylül 2012 tarihinde işten çıkarıldığım o günden bugüne burjuva için işler tersine dönmüştür. Çünkü burjuvanın Sabancı Holdinge bağlı bankası Akbank kendi ayaklarına kurşunu sıkmıştır. Kendileri sebepsiz ve manidar bir tarihte 12 Eylül 1980 tarihinde toplu, 12 Eylül 2012 tarihinde de teke tek darbe yaptık demenin ağır faturasını ve bedelini ödemeye başladıkları ve işin tersine döndüğü tarihtir.
Çünkü bu bankada bir bölge müdürünün 2010 – 2012 tarihleri arasında her satışı ÇAN sesleri ile kutlamasına şahit olduk.
Mahşer tufanı 13-19 Ocak 2016 tarihleri arasında yaşanmış olup bu tarih aynı zamanda Akbank’ın kuruluş günü olup ve itibarını batırdığı gün olarak tarihe geçmiştir. İbretin bir başka manası tarihlerdir. Hiçbir tarih tesadüf değildir.
Nuh tufanı gibi susuz kopacak mahşer tufanında yüzmesi için yazdığım gemi sırlı kitabım Mobbıng Bank Türk Fırtınası 29 Mayıs 2015 tarihinde Fatih Sultan Mehmet’in 29 Mayıs 1453 tarihinin yıl dönümüdür. Tesadüf müdür?
Nuh tufanı Karadeniz bir göl iken kopmuş ve o tufanla İstanbul Boğazı açılmış o tarihten bu yana bu hazine Türklere emanettir. Nuh tufanının koptuğu aynı yerde bir tufanın daha kopması ve dünyadaki tüm zalimlerin gemilerinin itibarını o susuz tufan mahşer denizi denen fitne ve fesat üretilen sosyal ağlarda yüzerek Sabancı Holdingin amiral gemisi bankası Akbank’ın itibarını kurulduğu gün mahşer tufanı koparak itibarını batırması tesadüf mü?
Kitabımı yazdığımda bir sırla yazdığı bildiğim halde kitabın 12 Eylül 2015 tarihinde çıkmasını çok arzu ettiğim halde ilahi tecelli gereği 21 Aralık 2015 tarihinde çıktı ve en uzun gecede mahşer denizi denen sosyal ağlarda yüzmeye başladı. Tufan kopan yere ve güne kadar yüzdü ve işi bitirdi. Tesadüf müdür?
Akbank’ın kitabımda çok detaylı anlattığım işten çıkarmadan ve çıkardıktan sonra yaptığı tüm kötülükleri bana yapması tesadüf müdür? 12 Eylül 2012 tarihinde bir skandala imza atarak işten çıkarmaları bile bu ilahi tecellinin bir gereği olarak kötülük görevlerini yerine getirerek kendi itibarlarını emperyalizmin amiral gemisi kapitalizmi batırmak adına itibarlarını batırdılar.
Sebepsiz ve haksız işten çıkarılmam, kariyerimi kirletmeleri, iş bulmama engel olmaları kendilerine kitapla MUHTIRA vermeme ve ilahi tecellinin faturasıyla da itibarlarını kapitalizmin bir karakolu olarak o gece batırmıştır.
12 Eylül 2012 gibi manidar bir tarihte sebepsiz işten çıkarıldığım gün aynen şunu söyledim; “davam asrın davası olacak” demiştim.
Ve sonrasında iki sorunun cevaplarını aramaya koyulduğumda iş çorap söküğü gibi devam etti.
Beni işten çıkaranlar ve iş vermeyenler kimlerdir?
İşte bu iki sorunun cevaplarını buldukça burjuva köşeye sıkışmıştır.
Kendi zulmünü eleştirmek tipolojisi yeni değildir. 19. yüzyılda da bu tür sözde vicdana gelmiş gibi davranan burjuva tipolojisine rastlamak mümkündür.
Kapitalistler zalim ve vicdansız oldukları için kapitalizm vahşileşmiştir. Aşırı kâr ve sömürü kapitalizmin mayasıdır. Kendi ürettiği pisliğinden bile para kazanmaya çalışan bir sistemin ahlakından bahsedilemez zaten. O zaman ticaret yasalarının basiretli tacir sözü de havada kalmıştır.
Akbank 16 yılda kullanamadığım izin paralarımın karşılığını ödemeye sıra gelince karar aldık, bir büyük bankayız sizin son 5 yıl harici izin paralarınızı ödemiyoruz sen ne yapmak istiyorsan yap diye egosu yüzünden işi bu noktalara getirdiler. Düşünün bu zihniyet risk yönetiyor bu ülkede.
Ali Koç ve tüm sermaye sahiplerine sormak isteriz kendinizi eleştirmek güzelde; eleştirdiğiniz konunun düzelmesi adına ne yaptınız?
İşte burjuvayı bitiren asıl soru budur.
Öyle çocuklarımın geleceğinden endişe ediyorum demekle olmuyor. Bizim çocuklarımız çocuk değil mi? Biriniz sebepsiz işten çıkarıyor, diğerlerinizin o birinizi korumak için iş vermiyorsunuz. Bu yanınıza mı kalacak sanıyorsunuz?
Sermaye=Eşitsizlik demektir zaten. Sermaye diye bir sınıf üretmek ayrımcılıktır. İşçi sınıfı demekte ayrımcılıktır. İnsanı bölmek ayrımcılıktır. İnsan dünyaya geldiği yaşadığı müddetçe ölene kadar her insan her insana karşı eşittir ve eşit haklara sahiptir.
Bunu sağlayacak Türk Devrimini gerçekleştireceğiz. Eleştirinizde zerre kadar samimiyseniz sizi bundan sonra göreceğiz.
Her mahallede bir milyoner üreteceğiz gafletinin ürünlerinin yaptığı işler gaflet, delalet, ihanetler bizi hiç şaşırtmamıştır.
Soyut kapitalizm eleştirisi yeter mi? Yetmez. Çünkü kapitalizm ve eşitsizlik soyut bir konu değildir. Somuttur ve hayatımızın çilesidir. Yaşamın her anında, çalışma hayatının her anında elle tutulan hissedilen somut bir durum kapitalizm eşitsizlik üretmiş ve üretmeye devam etmektedir.
Uzun ve yorucu çalışma saatleri, düşük ücretler, ayrımcılık, mobbing, hak arayan alın teri ile çalışanın işten atılması, iş yerinde çalışana söz hakkı tanınmaması… Ve daha sayamadığım kadar haksızlıklar konusunda konuşmak yerine ne yaptınız?
Öyle mahkemelerde adalet sağlamayan kanunlarla üç kuruşunu al otur aşağı demekle eşitlik sağlanabilir mi? Manevi kayıplarımı nasıl ödeyeceksiniz? Siz her hangi bir insanın karşısına her satın aldığınız kişi mi sandınız bizi alır ücretini susar diye mi düşündünüz?
Sizin şirk kurumlarının bir maddi değeri olabilir hatta alınır satılır şirk kurumlarınızda olabilir, buna uygun borsa ve yasal kılıflarınız da var nasıl olsa.
Yalnız her insan satılsa bile şunu iyi bilesiniz ki ömrü sır olan ve Atatürk’ün eserinin nöbetçisi olan Önder Karaçay’ı satın alamazsınız.
Kitabımda asrın davasının tutarı 1 Türk Lirasıdır demektedir. Bu ne demektir biliyor musunuz?
Madem kapitalizmden ve onun yarattığı eşitsizlikten rahatsızsınız, o zaman söyledikleriniz ve yaptıklarınız arasında uyum olacak. Sistem bu ne yapalım demekle olmuyor.
Çare bellidir. 1950’de başlayan bu ihanetin tersini yaparak Atatürk’ün yarım kalan devrimlerini tamamlayarak, sermaye sınıfının olmadığı milli üretim ekonomisi her insanın çalıştığı ve eşit paylaştığı bir ekonomiyi kuracağız.
Eleştirinizde eğer iyi niyetiniz varsa bugüne kadar kaymağını yediğiniz yeter. Gerçek çözümü konuşun.
Öyle otelde gezi eylemcilerine açık kapılar dolayısıyla sığınanlara yer açmayı kullanarak Türk Milletini kandıramazsınız. Çocuklarımın geleceğinden bende endişe ediyorum gibi kendinizi acındırarak utanç duruma düşmek sizi kurtarmaz. Paralarınızı koyacak yer bulamazken kalkıp böyle ucube söylemlere sığınmanız çok büyük bir gaflettir.
Türk Mevsimi ve dünya mafyasıyla Bildenberg toplantılarına katılarak DEAŞ terör örgütü gibi konuları batılı düşman ülke ve dünya mafyasıyla konuşmanın önce hesabını vereceksiniz.
Burjuvanın sözleri ve eylemleri arasında uçurumlar var.
Hak arayan yüzlerce metal işçisinin Koç fabrikalarından tazminatsız ve keyfi olarak atıldığı gerçeği ortada duruyor.
Bir başka otomobil fabrikası aynı eylemleri yapan hiçbir işçiyi işten atmazken Koç neden attı?
Ali Koç, Ford Türkiye’nin yönetim kurulu başkanıdır. Ford ondan sorulur. Ali Koç’un kapitalizme ve eşitsizliğe ilişkin eleştirilerinin tutarlı olması için önce Ford’a bakmanız lazım. Ali Koç Ford’da işçilerin sendika seçme özgürlüğüne neden müdahale edildiğini açıklasın.
Ford Gölcük fabrikasında bir başka sendikaya üye olduğu için işten atılan 88 işçiyi izah etsin Türk Milletine ve adalete.
Sizin özrünüz bile artık kabahatinizden büyük hale geldi.
Burjuva olarak önce eşitsizliği ve adaletsizliği kendi işletmelerinizden başlayarak minimuma indirmeye ne dersiniz? Yoksa “gerçek sorun kapitalizm” derken “bizler zavallı kapitalistler de sistem kurbanıyız” mı demek istediniz?
Biz Türk Milleti bunu yer miyiz? Siz kimi kandırıyorsunuz?
Son on dört yılda Tüpraş gibi, ağır silah sanayi gibi kıyak işleri nasıl aldığınızı siyasetle nasıl kol kola olduğunuzu ve ülkemiz ve milletimiz aleyhine nasıl faaliyetlerde bulunduğunuzu artık çok iyi biliyoruz.
Mustafa Koç cenazesinde Osmanlı sancağı ile kime nasıl kurtar bizi dediğinizi de biliyoruz.
Siz artık Türk Milletinin gözünde Türk Mevsimi ile terör ve dünya mafyasıyla gizli ve kirli işler çevirerek ihanet ettiğinizi belgeleriyle ortaya koyabiliyoruz.
Eninde sonunda bunun hesabını vereceksiniz, ve kamulaştırmalar ile Türk Milli ekonomisini kurarak eşitliği sağlayacağız.
Eşitlik siz ve sizin gibi olanların elinizi cebimizden çekmesiyle sağlanmış olacak.
Sermaye veya burjuva sınıfı ülkemiz ve milletimiz aleyhine en büyük çelişkidir.
Siyaset yetkiyi halktan alıp sermaye ile kol kola girerek vatanımız ve milletimiz aleyhinde daha fazla bu insafsız düzenin devam etmesi mümkün değildir.
Her günahın bir vebali olup o vebalin hesabının sorulacağı ve bedelinin ödeneceği bir zaman mutlaka gelecektir.
Bugün Cumhuriyet Savcılarının baskı sonucu görevlerini yapmamış olmaları kimseyi yanıltmamalıdır. Yarın işler tersine döndüğünde adaleti öldürenler daha çok adalet aramak zorunda kalacaklar. En başta da sermaye ve siyaset adalet aramak durumunda kalacaktır.
Hiçbir maddi güç iman gücünün karşısında dünya tarihinde kazanamamıştır.
İnsanlığın son ibreti sermaye zulmünün sonucu ilahi tecellinin kestiği faturayla yaşanmıştır. 19 Ocak 2016 tarihinde biten mahşer tufanı sonrası dünyadaki tüm sermaye adına zalimlerin ve işbirlikçilerinin sonunun geldiğinin ilanıdır. Bu ilahi faturanın ispatı Mustafa Koç’un hayatını bunu açıkladıktan sonra ibret adına kaybetmesidir.
Son söz;
“Türkiye Cumhuriyetinde üst akıl Türk Milletidir.” // Önder Karaçay
Dünya mafyasını kendisine üst akıl ve referans olarak görenlere bu söz tokat gibi cevaptır. Günü geldiğinde Türk Milleti bunu gerçekleştirecektir.
|
Önder Karaçay
Mobbıng Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı
|
Etiketler:
Akbank,
Ali Koç,
Atatürk,
Bildenberg,
Burjuva,
Canlı Helak,
İhanet,
Kapitalizm,
Mahşer Tufanı,
Mobbıng Bank,
Muhtıra,
Mustafa Koç,
Önder Karaçay,
Sermaye,
Terör,
Türk Fırtınası,
Türk Mevsimi,
Zulüm
3 Mayıs 2016 Salı
Bir fikir dünyayı değiştirir+bir Türk dünyaya bedeldir=Atatürk ile gerçekleşti. // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
Bir fikir dünyayı değiştirir+bir Türk dünyaya bedeldir=Atatürk ile gerçekleşti. // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

Bir fikir dünyayı değiştirir+bir Türk dünyaya bedeldir=Atatürk ile gerçekleşti. // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
Türkler dünyada insanlığın yaşaması için Allah tarafından yaratılmıştır.
Bu sebeple toprak ve gökyüzü Türklerin evi ve özgürlüğüdür.
Dünyayı, çağı her devirde Türkler değiştirmiştir.
Son put yine Atatürk fikri ve ruhu ile ömrünü onun eserinin emanetinin nöbeti ile geçiren ve uğradığı haksızlık için verdiği mücadelede büyük duası yaratan tarafından kabul gördüğü için dünyadaki tüm zalimleri canlı helak eden Firavun sonrası son ibret mahşer tufanı ve canlı helak ibreti oldu.
Bu ibret adına vatanımıza ve milletimize, Atatürk’e ihanet eden sermaye dünya mafyasıyla işbirliği yaptığı Türk Mevsimi ile terörü, siyaseti, medyayı yönetmeye kalktığı için tarafımca ihanet mahşer tufanının bittiği gün 19 Ocak 2016 ikinci ekonomi kurtuluş savaşımızı kazanmaya başladığımız gün Mustafa Koç olduğunu duyurdum.
Bir gün sonra ibret adına Allah canını aldı.
Tüm zalimler için cehennem dünyada artık.
Yaşattıklarının hepsini yaşayacaklar.
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı
Etiketler:
Akbank,
Atatürk,
Bildenberg,
Canlı Helak,
Cehennem,
Devrim,
İhanet,
İşsizlik,
Mafya,
Mahşer,
Mahşer Tufanı,
Mobbıng Bank,
Muhtıra,
Mustafa Koç,
Önder Karaçay,
Sermaye,
Türk Fırtınası,
Zalim,
Zulüm
28 Nisan 2016 Perşembe
Türk Ulus Devleti ve Türk Ulusal Milli Ekonomisi Tekrar Nasıl Kurulacak? // Türk İnsanlık Devrimi // Önder Karaçay
Türk Ulus Devleti ve Türk Ulusal Milli Ekonomisi Tekrar Nasıl Kurulacak? // Türk İnsanlık Devrimi // Önder Karaçay

Türk Ulus Devleti ve Türk Ulusal Milli Ekonomisi Tekrar Nasıl Kurulacak? // Türk İnsanlık Devrimi // Önder Karaçay
Her ulus devlet bir milli ekonominin ürünüdür ya da kendi milli ekonomisi kuran siyasi örgütlenmeye ulus devlet ekonomisi denir.
Türk Milli Kurtuluş savaşı sonrasında ulus devlet kurulması tarihi birikimin bir sonucudur. Geleceğe dönük TAM BAĞIMSIZ Türk ulusunun ekonomik yönden hiçbir devlete bağımlı kalmadan sonsuza kadar yaşamını sürdürebilecek düzenin temeli dahi liderimiz büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Ulus Milletini oluşturan tüm halkların katılımı ile hayat bulmuştur.
Mustafa Kemal, savaş yıllarında teslim aldığı ekonomiyi Osmanlı deneyiminden büyük dersler çıkaran ve aynı yanlışa tekrar düşmemek için, Türkiye Cumhuriyetinin özel koşullarında olabildiğince bağımsız bir ekonomi ile hareket ederek savaşı kazanmıştır.
Bağımsız savaş kazanan bir milletin ekonomisinin bağımlı olması asla düşünülemezdi zaten.
Emperyalist devletlerin dış borçlar aracılığıyla ile kendilerine bağımlı kılarak çökerttikleri Osmanlı İmparatorluğu gerçeği, Mustafa Kemal için her zaman yol gösterici olmuştur. Atatürk’ün askeri olan bizlere de yol gösterici olması gerekirken ne yazık ki 1950 ile başlayan ihanet serüveni milli ekonomi gemisinin iç ihanet niyetlerin desteği ile su almıştır. Batının oyunlarında halktan yetki alan siyasetin 12 Eylül üretimi siyasi partiler yasasıyla parti başları birer diktaya dönüşmüş ve sermaye ihanetinin emrine girerek milli tam bağımsız ekonomin özellikle 24 Ocak Kararları ve 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile başlayan süreç sonrasında bugün yine Osmanlı kaderine sürüklenmek istenmiştir. Son on dört yılda doksan yıllık birikimlerin özelleştirilmesi yoluyla Türk Milleti küresel şirketlere ve işbirlikçi ihanet sermayesinin müşterisi yapılarak bağımlı bir sömürge olması için her türlü kötülük yapılmıştır.
Anayasa değişikliği ile Anayasamızdan Türlüğü çıkarmak niyetinin, Başkanlık gibi ulus devlet geleneğinde asla yeri olmayan bir niyetin amacı ülkeyi Osmanlı kaderine sürükleyerek bölmek ve parçalayarak yok etmektir.
Bugün ülkemizin toplam borçları bir yıllık üretilen gayri safi milli hasılanın % 130’unu geçmiş olmasına rağmen hala inşaat+banka+ithalat+teknoloji ve tüketimle halkın sömürülerek ayakta kalacağını sananlar aslında milli ekonomiyi çökerterek devletimize en büyük darbeyi vuran, yaptıkları büyük ve gereksiz projelerle emperyalizme hizmet edenlerdir.
Köprüler, otoyollar üretmeyen bir ülkede ancak üretip bizim ülkemizde ürettiklerini satmak isteyenlerin işine yarayan projelerdir. Önce üreten bir ülkenin birlikte bu tür alt yapı yatırımları yapması gerekirken emperyalizm ithal otomobil ve dünyanın en pahalı akaryakıtını satsın diye köprü ve otoyol yapmanın hiçbir değeri olmadığı gibi tüketimle halkı fakirleştiren bir yöntemdir.
4,5 G gibi teknoloji hızını artıran yatırımlarım amacı yine batılı sömürgeci şirketlerin teknoloji ürünlerini satarak mevcut satılanları çöpe atmak ve yenisini daha pahalıya halka satarak sömürülmesine yol açmaktır. Üretmeyen bir ülkenin hızlı teknoloji ihtiyacı yoktur.
Altmış yıldan fazla Avrupa Birliği gibi anlamsız ve olmayacak niyetlere batının çıkarına hizmet için emek sarf edilmesi en büyük kötülüktü. Bugün bakıyoruz dost görünümlü batı bize en büyük tehdittir. Terörü üreten, besleyen, silah veren, arkasında duran batı olmasına rağmen batının kuyruğuna takılmayan bir milli yönetime ne yazık ki 1950 yılından bu yana kavuşabilmiş değiliz.
Bugün batıya sadece kendine oy verenlerin gazını almak için atıp tutan çağ dışı zihniyet arkasını dönüp gizli ve kapalı kapılar arkasında batının taleplerini gerçekleştirmek için TBMM’de gece ve torba yasalarla halkın geleceğini batıya ve işbirlikçilerine peşkeş çekmişlerdir.
Dünyanın % 71’i sudur. Bu gerçek değişmeyeceğine göre ülkemizin de üç tarafı denizlerle kaplı kara toprağımızın yarısı kadar denizde vatanımız ve dünyanın en kritik iki boğazına sahip olmamıza rağmen 1950 sonrasında hiçbir hükümette Denizcilik Bakanlığı olmamıştır.
Denizcilik Bakanlığı olmaması bu ülkeye en büyük ihanettir. Denizlere ve okyanuslara hakim olmayan hiçbir ulus devletin ayakta kalması mümkün değildir. Nitekim Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’in Osmanlı Donanmasını Haliç’te paslanmaya bırakması Osmanlı’nın topraklarını kaybetme yolunu denizlerde hakimiyetini kaybetmesi sonucu düşmanın denizlerimize yerleşmesine yol açmış ve Anadolu Serv ile parçalanmak istenmiştir.
5 milyon metrekare ve üç kıtaya hakimiyeti olan bir imparatorluk denizlerde hakimiyetini kaybederek ancak 780 bin m2 ve yarısı kadar denizlere Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının Türk Milleti ile savaşarak kanla geri kazanmış vatanı bu hale getiren Padişah Vahdettin düşmana teslim olarak kaçmıştır.
Dünya ekonomisi deyince akla kapitalizm gelmemelidir.
Atatürk Tam Bağımsız milli ulus ekonomisi gereği Devletçilik ilkesi ile karma bir ekonomi sistemini kurmuş olmasına rağmen, Atatürk sonrası demokrasisi yeni Cumhuriyet olmasına rağmen tam yerleşmediği için, Cumhuriyetimizin kurulmasında ulus devletin kurulmasına karşı çıkan iç nifaklar dış düşmanla tekrar işbirliği içine girdikleri için yarım kalmıştır. 1950 yılında başladıkları ve halkın eğitimsiz kalmasının yolunu açarak sorgulayabilen insan yetişmesinin önü kesilmiştir. Milli, aydın, akıl ve bilim yolunda eğitim ve öğretim yerine cemaat ve tarikat localarının din, siyaset ve sermaye adına vakıf, dernek gibi niyetlerle yuvalanması, darbelerle düşünce ve eylem birliği koparılmış zorla, baskı ve şiddetle milli ekonomi tahrip edilmiştir. Bugün yine tüm komşularımızla düşman olacak bir ihanetin içinde vatanımız ve milletimiz kanla kazandığımız toprağımız için iç ve dış savaşa sürüklenmek istenmiştir.
1950 sonrasında vatanımıza ve milletimize en büyük kötülüğü her mahallede bir milyoner diye başlatılan kendi milli sermayemizi kuralım derken bu sermayeyi büyütüp kendimize düşmanlık yapacak ihanetlerin projelerinde yer almalarına göz yuman niyetlere de ülke yönetme yetkisini verdiğimiz ile yüzleşmek noktasındayız. Bugün her mahallede bir milyoner zihniyeti her yandaşın vatanı ve milleti tehdit edenlere destek olan ve kanat gerek projelerinde paralarına para kattığı, büyük paralarına, şirketlerine, batı ile ihanet ilişkilerine güvenerek aynı niyeti sürdürmeye meyilliler.
21 Aralık 2015 tarihinde çıkan kitabım Mobbing Bank Türk Fırtınası ile kitapla sermaye ihanetine haksız yere işsiz bırakıldığım, iş verilmediğim, devleti yönetenler ve ilgili kurumlar tarafından bu ihanetlerin korunması dolayısıyla asil olarak kitapla dünyada bir ilki gerçekleştirdim MUHTIRA verdim.
Çünkü bugüne kadar ne kadar MUHTIRA ve darbe yapıldıysa hepsi Türk Milletine karşı yapılmış, hepsinin arkasında dünya mafyasıyla işbirliğini artık ispatladığımız sermaye vardı.
19 Ocak 2016 tarihinde ülkemizde sosyal ağlarda kitabımı tanıtıyor sırrım gereği dünya mafyasıyla birlikte ülkemizi Arap Baharı gibi karıştırmak isteyen içimizde bize düşmanlık edenlerin yani sermaye mafyasının başı Mustafa Koç olduğunu açıkladım.
Mahşer Tufanının bittiği ve insanlığın son putunun Anadolu’dan yıkılmaya başladığının, Firavun sonrası son ibretin yaşanması adına dünyadaki tüm zalimlerin yaşattıklarını yaşamaları adına 19 Ocak 2016 sonrası çağ değişmiştir. Türk Milleti ikinci kurtuluş milli ekonomi savaşını ilahi tecellinin sırrıyla kazanmanın yolunu açan ibret tüm zalimlerin CANLI HELAK olmaları ile kapitalizm Türkiye Cumhuriyetinde ilk yıkılmaya başlanmış, Türk Milli ekonomisinin ve dünyadaki tüm Türklerle TÜRK BİRLİĞİ kurulmasının gereği haksıza karşı haklı olan Türk Milletine yeni bir fırsat sunmuştur.
Mahşer tufanı yaşanmadan önce gemi sırrıyla yazılmış kitabımda liberal sömürünün ülkemizde bittiğini ilan eden ilk kişi bir işsiz bankacı ve asilden vekillere kitapla dünyada bir ilki gerçekleştiren MUHTIRA veren sır kitabım olmuştur.
Bunun gerçekleşmesi için önce milli bir yönetime kavuşması ve işledikleri bunca suçu örtmek için Anayasa ve Başkanlık gibi hilelerle yargı erkini devre dışı bırakanları şimdi asil olan Türk Milleti devre dışı bırakacağı döneme girilmiştir.
Orta çağ uykusundan uyanarak bir çağdan bir çağa Türk Milletini taşıyarak eşsiz bir devrimle kurulan Cumhuriyetimiz bugün Atatürk’ün yarım kalan devrimlerini tamamlayarak geleceğe sonsuza kadar yaşayacak son ve tek devlet olduğunu ispat edecek bir olgunluğa ve kıvama yol almış sorunların içinden yine insanlık devrimi ile çıkacaktır.
2001 yılı krizine sebep olan onuncu Cumhurbaşkanımız Sezer’in Anayasa kitabını fırlatmasını bankalarımıza el koymak amacıyla parayla para kazanma aracı olan ve kanunla korunan tefecilik kurumu borsadır. Bugün kitapla kendisinin de sorumlu olduğu bir bankaya ve dünya mafyası ile gizli ve kirli işleri ortaya çıkan Koç Holding yönetim kurulu başkanı olduğu ve Tüsiad ve Tesev locası üyelerinin olduğu herkesçe duyulmasına rağmen gözlerini kulağını, vicdanlarını kapatmışlardır. Sebep batının kurumları batmasın, işbirlikçiler zarar görmesin, Türk Milleti ne olursa olsun zihniyetinin ihanetidir. Hayatını 21 Ocak 2016 tarihinde açıkladığım tarihten bir gün sonra ibret adına kaybeden Mustafa Koç ihanetini bile görmezden gelip paraları bugün borsadan çekememişlerdir. Bunun sebebi çok barizdir paralarını çekmeye kalktıklarında kendi şirk kurumları batacaktır. İşte mahşer tufanı ve canlı helak ile ilahi adaletin ibret terazisi burada sözde Müslüman ve imam olduğunu on dört yıldır ülkemizi sermaye ihanetine Türk Milletinin doksan yıllık birikimlerini peşkeş çekenlerin de sonunu getirerek en önemli ve köşeye sıkıştıran çaresiz bırakan ibrettir.
Borsa da parasıyla para kazanan kanunla korunan tefecilerden vergi bile almamaktadırlar.
12 Eylül 1980 askeri darbesi sermaye lehine Türk Milletine toplu yapılmış ve batı çıkarına insan terörüyle birlikte açılmış bir savaştı.
12 Eylül 2012 tarihinde Akbank’ta bunun birebir ayrımcılık adına en ibretini yaşadım ve mahşer tufanı gereği bu zalimler kendi ayaklarına kurşun sıktılar. Bu ilahi tecellinin gereği bankada 16 yıl çalışmamın, çalışırken milli ekonomi ve milli üretim bankacılığı için verdiğim mücadelenin, kredi kartı ve bireysel kredi yoluyla kanunla korunan tefeciliğe karşı çıkmamdır. Bu ilahi tecelliyle ilgisi olduğunu, 3 yılda sır gibi kitabımın gemi sırrıyla yazmamın, bankaya karşı hiçbir açığımın olmamasının, tüm yanlışları sanki özellikle bankanın bana basireti bağlanmış gibi yaşmış olmalarının sırrı kendi yaptıklarıyla kendi sonlarını getirmeleri adınaydı.
Bundan sonraki süreç liberal kapitalizmin cenazesinin kaldırılması ve haksız yere, maddi silahlarla algı değiştirmek isteyen işbirlikçi ihanet içinde olan sermayenin milli üretim ekonomisine geçilerek kamulaştırma ile üretim ekonomisi kurulacaktır.
Sermaye ihaneti kendi kötü niyeti ile Türk Milletine yakalanmıştır.
Biz hiçbir kimseyi karalamadığımız gibi hem yaşadığımız haksızlığa şahsi anlamda, hem de vatanımız ve milletimiz üzerinde oynanan kirli oyunları ortaya belgeleriyle, ispatlarıyla ortaya çıkarıp haklılığımızı savunmaktayız.
Atatürk’ün dediği gibi söz konusu vatandır ve gerisi teferruattır.
Vatana ve millete ihanet eden kim olursa olsun asla affedilmeyecektir.
Mahşer tufanının sırrı budur. Acırsak daha da acınacak hale getirmek için fırsat bekleyenlere acıyamayız.
Ülkemizin bugün polis devleti gibi yargıyı baskı altında tutarak gerçek adaletin ve hakkın yerini bulmamış olması bulmayacak anlamına gelmemelidir.
Sabırla, azimle, kavga etmeden, bilgi ve belge ile haklılığımızı sonuna kadar savunmaya ve ihanet edenlerin gerçek adalete teslim oldukları güne, milli yönetimin kurularak yarım kalan Atatürk devrimlerinin tamamlanmasına kadar bu mücadele sürecektir.
Demokrasimiz sıkıntısını yasama, yürütme, yargı ve basın erklerini yeniden yapılandırma adına insanlık devrimi aşmalıdır. Cumhurbaşkanlığı yerine Türk Devlet Başkanlığı makamı oluşturulmalı, Türk Devlet Başkanlığı makamı 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren dünyada ilk ülke olan Türkiye Cumhuriyeti yarım kalan Atatürk devrimlerini bir kadın bir erkek devlet başkanı ile çok daha ileri bir seviyeye taşımalıdır.
Siyasi partilerin ve ideolojilerin tamamı vatana ve millete zarar getirdikleri için kapatılmalıdır. Partisiz parlamenter sistem tek çaredir. Her il kendi vekillerini seçerek Türkiye Büyük Millet Meclisine göndererek Türk Devlet Başkanları ve bakanlar kurulu o dönem için yeniden seçilmelidir.
Türk İnsanlık Devrimi sonrası Anayasa yeniden yazılabilir. Anayasanın yeniden yapılabilmesi halk devrimine bağlıdır. Tüm halkın iştirak etmediği hiçbir dayatma ve kötü niyet ile Anayasa ve rejim değiştirilemez.
Başbakanlık makamı kaldırılmalıdır. Bakanlar kuruluna Türk Devlet Başkanları başkanlık etmelidir.
Yargı bağımsız olmalıdır. Yasama ve yürütme Türk Devlet Başkanlığı makamı ve TBMM ile işbirliği içinde yürütülmeli ve bağımsız yargı tarafından sürekli denetim altında tutulmalıdır.
Toprak reformu yapılmalı tüm topraklar Türk Milletinin her ferdi adına devletin adına geçmelidir. Devlet her ailenin barınma, eğitim, öğretim ve tüm ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Herkes eşit haklara sahip olmalıdır. Herkes devlet fabrikasında çalışmalı, üretmeli ve eşit paylaşmalıdır.
Zengin millet adına devlet olur, şahısların zenginliği eşitliği bozan ve hukuksuzluk üreten bir sistem olduğu artık herkesçe anlaşılmak zorundadır. Çünkü bu zalimlik asla devam edemez. Hatta çok büyük iç savaşa sebep olur.
Bugün ki ekonomide sorun herkes çalışıp kazanıp sermayeyi ve işbirlikçilerini doyurmaya çalıştıkları için bu kriz bitmemektedir.
Türkiye Cumhuriyetinin kara ve deniz topraklarındaki tüm kaynakları fazlasıyla nüfusunu kendi kendine yetecek kadar bir kaynağa sahiptir.
Sorun gücü ele geçiren sermayenin siyaseti halka ihanet ve saygısızlık ederek demokrasi dışında darbe ve Türk Mevsimi gibi ihanetlerle kirli ilişkiler ile ihanet ve devleti çökerterek batı ile işbirliği adına batı çıkarına sömürge bir ülke haline getirmekti. Bu önlenmiş olup yaşadığımız sıkıntı kaybedenlerin kaybetmiş olduklarını sahip oldukları ve bizden kazandıkları halde bize ihanet ettiklerinin ortaya çıktığı halde yine baskı, şiddet veya başka hukuksuz yollarla ihanete devam etme niyetleri artık tarihe karışacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti hiçbir niyetin şahsi hatasına kurban edilmeyecek kadar asil ve köklü bir devlet ve millettir.
|
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı
|
Etiketler:
Akbank,
Atatürk,
Canlı Helak,
Devrim,
İşsizlik,
Mahşer Tufanı,
Milli Ekonomi,
Mobbıng Bank,
Muhtıra,
Önder Karaçay,
Tam Bağımsızlık,
Türk,
Türk Devrimi,
Türk Fırtınası,
Ulus Devlet,
Zulüm
21 Nisan 2016 Perşembe
Atatürk’ün Liderlik Dehası // Türk Devrimi Yazıları // Önder Karaçay
Atatürk’ün Liderlik Dehası // Türk Devrimi Yazıları // Önder Karaçay

Atatürk’ün Liderlik Dehası // Türk Devrimi Yazıları // Önder Karaçay
| Atatürk’ün Gençliğe HitabesiEy Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
| |
| Mustafa Kemal Atatürk 20 Ekim 1927 | |
1927 yılında söylediği gerçeklerle bugün karşılaşmış olmamız kimseyi şaşırmasın. Şaşıranların emanete sahip çıkmadıklarının göstergesidir şaşırmaları.
“Hayat karar vermek ve eyleme geçmektir. Eyleme geçmezseniz, eyleme geçenlerin oyuncağı ve kölesi olursunuz.” / Önder Karaçay
Yalan söyleyenler, kötü niyetli olanlar, adil olmayanlar bir kurumu değil kendini bile yönetemezler.
Kapitalizm/sermaye siyaseti yönettiği herkes tarafından artık bilinmelidir ki haddini aşmış bir boyutta emperyalizmin bir unsuru ve yoldaşıdır. Parayla aydın kılığına girmiş, yaldızlı gazetelerin süslü reklam ve köşe tutucu yazarlarıyla pohpohlanan veya parayla beslenenlerin eş güdümleriyle halktan ve kökümüzden kopmuş ve bizden olmadıkları artık anlaşılmıştır. O zaman cephedirler halka artık. Halkı bir yığın olarak ağlarında buluşturarak sömürmek gün geçtikçe zorlaşmıştır. Muhtaçlık üretimi karşı tarafta şımarıklığın çoğalmasına sebep olmuştur. Vicdanı pas tutmuş, paradan başka bir değeri kalmayanlar mı bize bu hayatı zehir edecekler? Batı dalkavukluğunun gönüllü borazancısı olmak size şimdi ne kazandıracak? Yarın bu ayıpla kurumlarınızı satmaya kalksanız bile satabilecek misiniz? Kim alır böyle algısı, ayarı kaçmış bir zihniyetin kurumlarını, kim alır? Ancak elinizde sandığınız büyüklüğünüz kalır. Sizin kullanılıp atılacağınıza en geçerli sebep ben ve benim gibi masum insanları yıllarca bedava çalıştırıp kullanıp atmaya kalkmanızın ahıdır. Ah nedir bilir misiniz? Şimdi çekince öğreneceksiniz. Bunu affetmeyeceğim ve tarihte affetmeyecektir. Biz affedersek tarih bizi affetmeyecektir. Biz ülkemiz ve ekonomimiz çıkarına gönüllü çalışırken sizin bu yaptığınız ne ahlaka sığar, ne insanlığa sığar. Kurumsal kültürden uzaklaşmış, kof, bayağı ve sanki başıbozuk bir kişilik davranışının örnekleri veren dağınık, ne yaptığını bilmeyen ve bilmeyecek şaşkınlık içindesiniz.
Sesi çıkmayanlardan hoşlanan, hakkını alalım yine sussun demeye getiren, önünde yerlere kapananları isteyen ve bunlara alışmış, bağımsız ve özgür ruhlu insan sevmeyen bir tiran özelliklerinin hepsini taşıyor gibisiniz. Gücü ile büyüklenenlere tiran denir. Nasıl büyüklendiğinizi anlatmıştım. Bize tiranlık falan sökmez. Biz hakkımızı kimseye yedirmeyiz, kimseye yalvarmayız.
Ülkemizin en değerli varlığı aklını, vicdanını ve cesaretini doğru ve zamanında kullanan insanıdır. Atatürk’ün “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” sözünün anlam kazanması ancak buna bağlıdır.
Eğer bu bankada vicdanı olan bir lider olmuş olsaydı bu skandalların hiçbiri yaşanmazdı. Lider ilham üreten biri olmasının yanında adil olan ve hak yemeyen olmalıdır. Sizde hangisi var?
Lider doğruyu ve kötüyü doğru şekilde söyleyen ve her iki olguya doğru yaklaşımlar üreten kişidir. Yalnız belirtmek isterim batının okullarından alınmış belgelerle lider olunmaz, olsa olsa kullanılabilirlik belgesidir o aldığınız belge ve lider olmaya yetmeyeceği gibi sadece kendinizi kandırmaya yeter.
Lider kendi aklında devrim yapamamış kişilerden çıkmaz, birilerine basamak ve merdiven olanlardan çıkmaz, emir alan ve emir verenlerden çıkmaz, lider etkileyerek ikna edebilen bir bilgi ve duygu gücüne sahip kişilerden çıkar.
Lider sürüklediği mücadeleleri sonuçlandırabilen, zeki, çevik, kıvrak, ne zaman ne yapacağı çoğu zaman tahmin edilemeyen ve şaşırtan, sezgileri güçlü, ileriyi görebilecek bir öngörü sahibi olabilen, özgüveni yüksek, donanımlı ve gerektiğinde yenildiğini bile görebilen, görevi bırakan, yapışkan olmaya çalışmayan olmalıdır.
Bir makama atanmış olmak, yetki kullanabilir yetkisi almış olmak her istediğini yapabilir anlamına gelmez. İşten çıkarma tebliğini yapan ucunuz diyordu ki; “yeni bir genel müdür kendi adamlarıyla çalışmak istiyor.” Kendisi de yeniydi çünkü. Bu ülkede son 13 yılda yeni lobisi var adeta. Yeniden bıktık. Kendi ekibini kurmak ve onlarla çalışmak hakkı değil mi diyordu. Bizde değildir diyoruz. Ne hakla? Dağ başımı bu banka? Babanızın çiftliği mi? Gelen eskiyi kovacak ya da eski yeni geleni dışlayacak olacak iş mi?
Her devletin tarihi lider sanılanlarla doludur, hatırlananı çok azdır. Türkiye Cumhuriyetinin Atatürk haricinde hatırlanan ve hatırlanacak lideri olmadığı gibi. Kurumlarda öyledir kalıcı lider olarak hafızlarda yer edinebilmek ve kalabilmek kolay olmadığı gibi insanların hafızaları da çöp değildir. Herkes orada yer tutamaz. Yer tutmanın da iki hali vardır; olumlu ve olumsuz. Hangisi ile anıldığınız size bağlıdır. Kimseye beni neden kötü anıyorsunuz diyemezsiniz, deseniz de değiştiremezsiniz.
İlham veren lider; avutan, ruhları sahte okşayan, yatıştırma taklaları atan değildir. En tehlikelileri de budur. Çoğu insanı kendisinde bulunanı bulduğu için kolay kandırır.
Yaptıklarını kendine göre doğru sananlar dışarıdaki insanların algısını da umursamaz bir vurdumduymazlık içine girerlerse kuruma en büyük cezayı verirler. Bir kurum düşünün kendi hakkında yapılan olumsuz bir haberin altına bile reklam verecek kadar algı değiştirmeye kalkıp yüzsüzlüğün alasını gösterebiliyorsa bu ancak sermaye zihniyetinde zemin bulabilir. Bu benim kitabımı bastırıp satın ve kendinizi bu yolla kurtarmaya çalışın diye alaya aldığım konunun aslında gerçekleştiğini göstermektedir.
Liderliğin en önemli ölçüsü liyakat ve ehliyettir. Liyakat ve ehliyet sorunu olanlar skandallara konu olurlar.
İnsan doğa ve psikolojisini bilmeyen hatta duygusallığı zayıflık olarak gören kişiler zayıf karakterli, şiddet yatkını kişilerdir. Başkasına yapılan hatayı kendine yapılmış sayan kişi liderdir. Çünkü başkalarının itibarsızlaştırılmasının günün birinde kendi kişiliğini yıpratacağını akıl edebilmelidir. Lider insan aslanı kediye boğdurtmayan bir vicdana ve sağduyulu adalete sahip olmalıdır.
“Birilerine merdiven olmak adına birilerini bu merdivene basamak yapmak gibi bir dayatmaya dayananların kişilikleri arızalıdır.”
Olumlu duyguların dostu olmayanların tek duyguları diğerlerine eziyet etme ve üstünlük taslama duygusudur. Böylelerinin kendi tasmalarından genelde haberleri yoktur. Varsa da umursamazlar. Tasmalı yaşamayı severler onlar. Bu sebeple her kravatlıya iyi insan denilmemelidir. Kravatta batılıdır. Kravatı millileştireceğiz Atatürk gibi. Kravatı gerçek aydınlar takacak, maskelilere bir maske daha takmanın gereği yoktur.
Hak nedir bilmeyen, hak tanımayan, hakkın hakkını vermeyen ve hakkı savunmayandan lider olmaz.
Yine çok can alıcı bir örneği burada anlatmak istiyorum; benim işsiz kalmama sebep olanlardan ve bu hiyerarşik çetelenin basmakların birisi bir gün bize yaptığı uzun süreli zulüm toplantılarından birisinde yaşanmıştır. O toplantıda aynen şunu söylemiştir;“benim bir çocuğum var ve çalışmak zorundayım” aynı kişi benimde iki çocuğum olmasına rağmen işsiz kalmamda rol oynamıştır. İşte bunlar böyle kendi kendilerine çelişkidirler. Haksız ve sebepsiz işten çıkarıldığım hatta ayrımcılık zulmü yıllarca yapılarak işten çıkarılmış birisi olarak bu zat hala bu bankada makam ve koltuk işgal etmektedir. Bankanın diğer çalışanlarına hala e-posta yazılarla baskı uygulamaya çalışacak, bizde dışarıda kaderimiz bu, ne yapalım diyeceğiz öyle mi? Bu mücadele için sadece bu bile yeter.
Toplantılarda yaptığı zulümden de bahsetmek istiyorum. Öncelikle Müslüman mahallesinde salyangoz satanların bir uygulamasıdır. Ezan okunduğunda ezanın bitmesine kadar bile tahammülü olmayan biriydi. Eğer toplantı akşam ezanında devam ediyorsa, yatsı ezanında da büyük ihtimal ile devam ettiğini kendi fark ettiği halde egosunu tatmin edemediği için diliyle de bakın hala konuşuyorum, siz beni konuşturuyorsunuz gibi saygısız bir tutum içerisindeydi. Toplantı yapmak ve ego kontrolünü bilmeyenden hiçbir makam ve yönetim beklentisi olamaz ve eğer varsa o kişinin değil o kurumun ve o kişiyi oraya atayanların bir zavallılığıdır. İşte bu zavallılık karşısında biz diz çökmeyiz.
Günümüz liderliğinin anlaşılma şartı neye hizmet ettiği yani niyetine bakmakla anlayabiliriz. Bunun içinde cesur sorgulama gücünüzü kullanmalısınız o da bir Türk’te asil kanın gereği fazlasıyla vardır. Biz asker milletiz yalnız ve yalnız sadece ve sadece kendi vatan ve milletimiz, ekmeğimiz, çocuklarımızın geleceği için askerlik yaparız. Biz kötü niyete askerlik yapmayız. Yapmaya kalkanlara da haddini bildiririz.
“En sağlam duvarlar önemsenmeyen küçük çatlakların büyük yırtıklar açmasıyla yıkılırlar.” / Önder Karaçay
Rakibi ve hasmını küçük görenler genelde bunlara yenilirler. Tehlike ancak tehlikeler göze alınarak yenilir. Tehlike olmayana yapılan bir yanlış önlenemeyen bir tehlikeye dönüşebilir.
“Suyun sel haline gelmeden tedbirini alıp bendini yapamayanlar o selde boğulurlar.” / Önder Karaçay
Büyük başarıların değeri zorluğundadır. Zorluk hayatın her anında değer artırır. Zorluğu üretene ise değer kaybettirir.
Hayatın hedefi belge, diploma, bilgi değildir. Bunlar gereklidir yalnız bütün bunlar olmasına rağmen eyleme geçemiyorsa kişi gök gürültüsü veya gölgedir. Ya karmaşa üretir ya da gölgesiyle karanlık veya baskı. Eyleme geçmek canı ne istiyorsa onu yapmak değil, yapması gereken neyse onu yapabilmenin eylemine geçmektir.
Canı istediğini yapanlar rüzgarın önünde bir küle dönerler rüzgar onları nereye sürüklerse oraya sürüklenirler.
Kızılderililerinde Türk soyundan oldukları söylenir. Onlar lider için şunu derler; “Lider bir efsanedir, efsane öldüğünde hayal sona erer. Hayal sona erdiğinde artık daha büyüklükten söz edilemez.” Bilmem kendini büyük bir efsane olarak görenler bu sözden gerekeni umarım anlamışlardır.
Birde kendisinin efsane olduğunu söyleyenler ile kendisine başkalarının efsane olduğunu söyleyenler var. Mustafa Kemal Atatürk kendisine efsane denilmesinden çok rahatsız olurdu. Şimdi efsanedir işte. Büyüklenseydi efsane olabilir miydi? Çünkü o bir dahiydi.
“Çatlak yürekli ve hacizli ruhlarda erdem bulunmaz ve aranmazda aslında.” / Önder Karaçay
Öyleyse liderle ilgili bu kadar konuyu irdelemenin amacı yaşadıklarıma ışık tutmak, nelerin nasıl yaşandığının çok daha net anlaşılması, kimin nerede ve nasıl yanlışlarla bir kurumu kıyının kenarına nasıl getirdiklerinin ortaya konulmasıdır.
Cesaret tehlikeli olmakla birlikte korkunun belası ve can düşmanıdır. Korkanları, korkakları şaşkına çevirir, susturur ve üstün güç olarak karşısına dikilir.
Her iş kendini yönetenin seviyesi kadar büyüktür. Hele yöneten büyüklenme egosuna bürünmüşse ve ısrarla devam ederse aynı oranda işin seviyesini düşürür.
Böyle bir ortam aslında lidersiz ortam demektir ve sonu hüsrandır, buhrandır, gerileme ve çökmedir.
İnsanlığın yazılı tarihi beş bin yıl olup, yaklaşık 250 yılı barış içinde geçmiş olması insanın her dönemde başkalarının haklarına el uzatmaya kalktığını, hırslarına yenildiğini, savaşmaktan başka çare bırakmadığına şahit olmaktayız. ‘Tarih tekerrürden ibarettir’sözü boşuna söylenmemiştir. “Tarih aynı zamanda zamanın süzgecinde bir okuldur.” Geçmişi iyi okuyan ve ders alabilenler geleceğe daha bir güvenle ve az hasarla uzanabilirken, geçmişini bilmeyen, bilmeye ihtiyaç duymayan ya da geçmişi olmayanların ne alabilecekleri bir ders vardır ne de geleceğe nasıl gidecekleri bellidir. 2. Dünya savaşından sonra dünyada savaş yok gibi gözükse de 60 milyona yakın insan o tarihten bu yana sermaye çoklamak, başkalarının haklarına el uzatmak, çıkarın hırsına yenilerek masum insan öldürmek ile sonuçlanmıştır. Sermaye, teknoloji, silah ve bilimi bir güç olarak daha fazlasını elde etmek için kullananlar bu karanlık tablonun müsebbibidirler.
Böyle bir vahşetin hizmetinde olan çorak beyinliler insana zarar vermek adına öldürmeseler bile sağda bırakmayacak darbeler ile kendilerini haklı çıkaramazlar. Kızaracak yüzleri bile yoktur.
Sana yapılmasını istemediğin eziyeti başkalarına yapma sözü boşuna mıdır? Bu söz bir temenni gibi kalmıştır. Çünkü insan, başkalarını başkaları olarak görmekten hiçbir zaman vazgeçmeyecektir.
Sizi başkalaştırmaya kalkanları ister istemez sizde başkalaştırmak zorunda kalırsınız. Sizin haklı sebebiniz savunmaktır, çünkü saldıran değilsiniz. Kurtuluş Savaşı ve nasıl kazanıldığının en can alıcı cevabı budur saldıran kazanamazdı. Bugünde saldıran kaybedecek. Kim saldırıyor?
Mustafa Kemal Atatürk ‘İstikbal göklerdedir’ derken aslında gökyüzünün bir tapusu olmadığını ve bu gökyüzü benim diye hiç savaşın çıkmadığını, barış içinde bir geleceğin kavgasız toplumlar ve insanlardan geçtiğini söylemek istemiştir. Gaddarca sahiplenme isteği insanın midesinden büyük gözünü doyurmaya yetmemiştir. Beni işten çıkaranların midelerinin benden büyük olduğunu düşünmüyorum. Onlar düşük hırsların peşinde heba olacaklardır.
Olaylar ve insanların dışına çıkarak fikir üreterek yaptığım aslında ayrımcılığın tarihi felsefesini günümüze ve yozlaşmış insanına bir elbise olarak giydirmeye çalıştığımda imkânları çoğaldıkça doyumsuzlaşan insanın karşımıza çıktığını görürüz. O zaman sormak isterim; bu kadar üretimin amacı kendinizi tatmin mi? Ya da başkalarının iştahını kabartarak kendi iştahınızı mı çoğaltıyorsunuz? Zalimlerin psikolojilerini ve niyetlerini okumak o kadar kolay değildir. İçlerinden geldiğim ve dokuz yıl zulümlerini tattığım için iyi bilirim.
Küreselleşme emperyalizmin yüzyılımızda en büyük aşaması olup, dünyayı içinden çıkılmaz bir hale sürüklemektedir. Dünyanın tek bir sermaye pazarına dönmesi kadar insanlığa yapılmış bir büyük zulüm bugüne kadar yaşanmamıştır. Çok uluslu sermaye dünyanın çok yerinde savaştan başka bir sonuç değildir. Sermaye=Savaştır.
Ve sermaye medya ilişkisi burada da devreye giriyor. Savaşları bile naklen yayınlamaya kalkan bu hainlik istediği gibi haber yapıyor. Çünkü emperyalizmin hizmetinde oldukları için halkı kandıran yanlı ve kendi çıkarlarına uygun, savaşı bile kendilerine yontmalarının yanınsa savaşın sebebi kendileri olduklarını gizlemeye kalkıyorlar.
O zaman savaşsız bir dünya istiyorsan savaşımız sermayenin kontrollü ve küresel bağlantılarını kestiğimiz milli ekonomi gereği kaçınılmazdır. Konuyu bu kadar uzun anlatmamın sebebi sermayenin ne olduğu ve aslında neye hizmet ettiğini anlatmaktı. Sermaye dünyada savaş çıkarmak ve kendi varlığını sürdürmek için biriktirilmektedir. Son yıllarda ülkemiz insanlarının tasarruflarının eritilmesinin sebebi de sermayeye fon aktarıp bizim gibi ülkeleri de savaşa sürüklemektir. Acı gerçek bu oyunun içinde küresel bağlantılı bizim sermaye gruplarının olduğudur.
Sermaye için hedefe koyduğu neyse onu tüketmesi, yok etmesi ve sömürme ihtiyacı her şeyin üstündedir. Aradığım ve bulmakta zorlandığım hak, adalet, günah ve ayıp bunların ikliminde yoktur.
Kötü niyetli egemenlik hırsı barışı bozar ve savaş başlar. Tek başına bir ordu gibi sermaye ile üç yıldır savaşıyorum. Resmen şunu demeye kalktılar; haklarına el uzatırız ve sen buna ses çıkaramazsın. Özgürlüğümüze, kaynaklarımızı iç etmeye dişlerini bileyenlere karşı yüz yıl önce ataların nasıl direnerek karşı ve haklı çıkmışlarsa yine aynı haklı ve kararlı direnme gücüyle karşılarındayım, karşılarında olacağız. Norman Vincent Peale diyor ki; “Sahip olduğunuz koşulları değiştirmek için, önce farklı düşünmeye başlayın.” Bu mücadeleye başladığımda ilk düşündüğüm konu farklı olmalıydım, yapılmayanı yapmalıydım ve karşımdaki haddini aşmışlara hadlerini bildirmenin farklı yollarını düşünerek buluyordum. Daha yolun yarısına bile gelmedim. Bu mücadele bu kitapla bitmez. Daha neler gelecek?
Cephede bile kitap okuyan bir kuşağın en önemli örnek dâhisi Mustafa Kemal; ‘İslam Tarihi’ adlı bir kitabı okurken şu cümlenin altını çizer; ‘Tarih ilerisini görebilenler için çalışır’
Bugünde aynıdır. Dünü bilmeyen, bugünü anlayamaz ve yarını görmeyi bırakın yarına gidemez bile.
Bugünde aynıdır. Dünü bilmeyen, bugünü anlayamaz ve yarını görmeyi bırakın yarına gidemez bile.
Bu kitap bir cephedir ayrımcılığı başlatan sermayeye karşı cephedir. Bugüne kadar onları bizden bildik ne oldu? Cephe almadıkta oldu? Ayrımcılık yaptılar, haklarımıza el uzatmaya kalktılar, işsiz bıraktılar, kariyerlere zarar verdiler hem de bütün bunları hiçbir haklı sebebe dayandırmadan yapmaya kalktılar. Kendi sonlarını adeta kendileri hazırladılar. Yalnız hiç düşünmediler biz böyle kimin emrinde ne yapıyoruz diye! Düşünmediler. Birileri düşündü işte. Ve o vakit geldi. Sizinde hesap verme vaktiniz geldi.
Bugün ki siyasi zihniyete de birkaç sözüm olacaktır. Unutmayın biz asiliz, siz vekilsiniz. Vekiller vekil olduktan sonra aslını unutamazlar ve ben ne istersem onu yaparım yoluna giremezler. Son yıllarda ne yazık ki ülkemiz ve insanımız bunu da yaşamak zorunda kalmıştır. Hatta siyaset kurumu halktan yetkiyi almış, sermayenin her istediğini yerine getirmiştir. Burada bir haksız kol kola giriş vardır. Yaşananlar bu kol kola hali göstermektedir. Biriniz halkın duygularını, biriniz halkın cebini boşalttınız. Bunun bir bedeli olmayacağını mı sandınız? Asıl ne derse o olur. Asıl olan milletin dediğidir. Bunun yolu da sadece sandık değildir. Güçler ayrılığının değeri de burada ortaya çıkmaktadır. Tek kişi hiçbir zaman Türk Milletinin Atatürk dışında vicdanı olamaz.
Gerçek zenginlik; mal ve para çokluğuyla değil, göz tokluğu ile olur. Bu sermayede hangisi var? Göz tokluğunu sormaya bile gerek yok. Bu kadar para çoklama adına aç gözlü olmanın bir de sonu var.
Ülkede sanki İngiliz muhipleri ve Amerikan Mandacıları tekrar hortlamaya başladı. Nedir derdiniz sizin? Gençliğe Hitabeyi yeniden okuyorum sizi yazıyor. Utanın biraz. 100 yıl önce tahmin edilmişsiniz.
Bu kitabı okuyan herkese tecrübelerimden süzdüğüm bir tavsiyem olacak; büyüklenenler karşısında kesinlikle kendinizi küçük görmeyin. Belki de siz ondan büyüksünüz, bunu anlamanın yolu dayılanmayı ve büyüklenmeyi kabul etmemektir. Dayatmaya boyun eğmek kişilik bozukluğudur.
Zengini çok zenginleşmiş, bağımsızlıktan yoksun bir milletin zengini de paraya esir olmuş demektir.
Türk Tarihini anlamayanlar veya anlamak isteyemeyenler lütfen Nutuk’a baksınlar… Her satırında kan, gözyaşı, şehitlerin kanı, gazilerin kahraman hikâyeleri, mücadele, asalet, irade, devrimcilik ve bağımsızlığı anlatan Nutuk, Büyük Önder’in Cumhuriyet kavgasının destanını anlatmaktadır. Böyle bir eser üç kuruşa tenezzül edenlere mi kurban edilecek?
Put paraya tapanlar tapabilirler. Bu topraklarda ne İslamiyet biter ne de Türklük. Putlarıyla geldikleri gibi satın alabildiklerini de alır giderler ancak.
Dünya tek bir devlet olamaz. Herkes bu yanlışı kabul etse bile Türkler bunu asla kabul etmez. Yüz yıl önce Mustafa Kemal engeli vardı, şimdi de onun emanetçileri engeli var. Türk geçilmez. Dünyayı tek devlet mantığı yönetmeye çalışmanın anlamı tek yer tarafından her yerin sömürülmesidir. Ve bunu yine tersine çevirecek tek millet Türk Milletidir. İçimizden birilerinin buna teşne olması kendi sonları olur.
Bu vatan toprağı = yiğittir. Para bizim için harcanan bir kâğıt parçasıdır. Paraya tapanlarda harcanacak kişiliksizlerdir.
Önderi ve örneği sağlam ve bunu bilen milletlerin geleceğinde özgürlükten başka bir beklenti yoktur.
Biz bu ilkeli ülkümüzü atamızdan öğrendik. Nasıl mı?
‘Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım. ” / Mustafa Kemal Atatürk
Yabancı sermayeyi kontrolsüz, vergisiz, şartsız ne olursa gelsin de nasıl gelirse gelsin demek; aynı Mustafa Kemal Atatürk’ün aşağıdaki sözünde dediği gibi insanlıktan uzaklaşmak, beceriksizlik ve miskinliğin esarete dönüşmesi demektir. Yabancı para bu ülkeye şartla gelemez, şartları biz belirleriz o zaman isterse gelir. Kural budur. Aynı Devletçilik ve Karma Milli Ekonomi sisteminde olduğu gibi.
“Yabancılardan insaf ve iyilik dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk ulusu, Türk ilinin gelecek çocukları bunu bir an olsun akıllarından çıkarmamalıdır. Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. ‘ / Mustafa Kemal Atatürk
En iyisi şiirlerime geçmeden önce Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle bir resital yapalım.
‘Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz… ”
“ Bu memleket tarihte Türk’tü, halde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır. ”
“ Efendiler! Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Hal buki, hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir! ”
“ Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ” Mustafa Kemal Atatürk
Gelin Nutuk okumayın ve nutkunuz tutulmasın?
Yani sermayesi bağımlı, siyaseti bağlı yarı bağımlı durumu Türk Milleti kabul edemez. Bizim şiarımız TAM BAĞIMSIZLIKTIR. Bunun sözde olmadığını da yarı bağımlı olan herkes görecektir.
Burası bir kabile devleti değildir. Tarihin en büyük milleti Türk Milleti tarafından kurulmuş en son ve ilelebet yaşamak için kurulmuş Türkiye Cumhuriyetidir. Kendini Türk Milletine yüreğiyle dâhil görenlere emanettir. Para ve çıkar için bu ülkeyi ve milleti sömürenlere emanet edilmediği tarihte yazmaktadır. Sadece yeniden hatırlatmak ve yazmak zorunda kaldığımız için bugün yine yazıyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti emperyalizme ve gericiliğe karşı kurulmuş tarihin en efsane devletidir. Şer batı destekli gerici, emperyalizm ve oyuncuları tarafından tekrar hedef alınması bu değerinden kaynaklanmaktadır. İçimizde bizden sandığımız birilerinin bu yolda teşne sürünme halleri kendi zehirli yolculuklarıdır. Bize karşı yine kendi hatalarıyla kaybedeceklerdir. Çünkü kaybettiren niyettir. Onlar bunu anlayamazlar. Biz anlatırız.
Mustafa Kemal Atatürk ve eserine saygı duymayanların şüphe edecekleri tek nokta kanlarıdır. Asil kanda böyle bir taviz mümkün değildir. Bizler emanete kanımızın son damlasına kadar sahip çıkacağımıza kalbimizden yemin etmiş Türk Milletiyiz. Ve hatırlanmalıdır ki; Mustafa Kemal Atatürk olana kadar ve olduktan sonra da bugüne kadar Türk Milletidir.
Kâğıtlar da yazan yeminleri edip tutmayanların hali kalbinden yeminli bu toprakları ve insanı sevmeyenlerdir. Nefret öyle bir duygudur ki aynı zulüm gibi kendini nefret ettirecek hale getirir. Tarihte örneği çoktur.
Biz ilk çizgimizi 19 Mayıs 1919 Türklerin yeniden doğum gününde çizmeye başladık. Bugün de o çizgimizi hatırlattık. Budur çizgimiz bizim. Egemen bir toplumun içinden çıkanlar bize egemenlik taslayamazlar.
Hayat böyledir işte kimi insani çizgisini kaybeder, kimide çizgiyi hatırlatır. Çizilen her çizgi bir iz bırakır. 19 ruhu çizgisinin izi devam eder, bu ruhun karşısına çıkan çizgi karşı çıktığımız an biter. Bazen önemli şeylerin altını çizersiniz o çizgi hiç silinmez. Bazen önemsiz şeylerin üzerini çizersiniz karalama defterine döner. Her çizgi amacına ulaşamaz, çizgiyi çizenin sağlam olmasına bağlıdır.
“Dayanıklı çizgileri dayanıklı ruhlar çizer.”
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı
Etiketler:
Atatürk,
Atatürk İlkeleri,
Bağımsızlık,
Canlı Helak,
Deha,
Devrim,
Egemenlik,
Gençliğe Hitabe,
Lider,
Mahşer Tufanı,
Mobbing Bank,
Nutuk,
Önder Karaçay,
Sır,
Türk Milleti,
Ulus Devlet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
