21 Nisan 2016 Perşembe

Atatürk’ün Liderlik Dehası // Türk Devrimi Yazıları // Önder Karaçay

Atatürk’ün Liderlik Dehası // Türk Devrimi Yazıları // Önder Karaçay

Untitled-2-8
Atatürk’ün Liderlik Dehası // Türk Devrimi Yazıları // Önder Karaçay
Atatürk’ün Gençliğe HitabesiEy Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927
1927 yılında söylediği gerçeklerle bugün karşılaşmış olmamız kimseyi şaşırmasın. Şaşıranların emanete sahip çıkmadıklarının göstergesidir şaşırmaları.
“Hayat karar vermek ve eyleme geçmektir. Eyleme geçmezseniz, eyleme geçenlerin oyuncağı ve kölesi olursunuz.” / Önder Karaçay
Yalan söyleyenler, kötü niyetli olanlar, adil olmayanlar bir kurumu değil kendini bile yönetemezler.
Kapitalizm/sermaye siyaseti yönettiği herkes tarafından artık bilinmelidir ki haddini aşmış bir boyutta emperyalizmin bir unsuru ve yoldaşıdır. Parayla aydın kılığına girmiş, yaldızlı gazetelerin süslü reklam ve köşe tutucu yazarlarıyla pohpohlanan veya parayla beslenenlerin eş güdümleriyle halktan ve kökümüzden kopmuş ve bizden olmadıkları artık anlaşılmıştır. O zaman cephedirler halka artık. Halkı bir yığın olarak ağlarında buluşturarak sömürmek gün geçtikçe zorlaşmıştır. Muhtaçlık üretimi karşı tarafta şımarıklığın çoğalmasına sebep olmuştur. Vicdanı pas tutmuş, paradan başka bir değeri kalmayanlar mı bize bu hayatı zehir edecekler? Batı dalkavukluğunun gönüllü borazancısı olmak size şimdi ne kazandıracak? Yarın bu ayıpla kurumlarınızı satmaya kalksanız bile satabilecek misiniz? Kim alır böyle algısı, ayarı kaçmış bir zihniyetin kurumlarını, kim alır? Ancak elinizde sandığınız büyüklüğünüz kalır. Sizin kullanılıp atılacağınıza en geçerli sebep ben ve benim gibi masum insanları yıllarca bedava çalıştırıp kullanıp atmaya kalkmanızın ahıdır. Ah nedir bilir misiniz? Şimdi çekince öğreneceksiniz. Bunu affetmeyeceğim ve tarihte affetmeyecektir. Biz affedersek tarih bizi affetmeyecektir. Biz ülkemiz ve ekonomimiz çıkarına gönüllü çalışırken sizin bu yaptığınız ne ahlaka sığar, ne insanlığa sığar. Kurumsal kültürden uzaklaşmış, kof, bayağı ve sanki başıbozuk bir kişilik davranışının örnekleri veren dağınık, ne yaptığını bilmeyen ve bilmeyecek şaşkınlık içindesiniz.
Sesi çıkmayanlardan hoşlanan, hakkını alalım yine sussun demeye getiren, önünde yerlere kapananları isteyen ve bunlara alışmış, bağımsız ve özgür ruhlu insan sevmeyen bir tiran özelliklerinin hepsini taşıyor gibisiniz. Gücü ile büyüklenenlere tiran denir. Nasıl büyüklendiğinizi anlatmıştım. Bize tiranlık falan sökmez. Biz hakkımızı kimseye yedirmeyiz, kimseye yalvarmayız.
Ülkemizin en değerli varlığı aklını, vicdanını ve cesaretini doğru ve zamanında kullanan insanıdır. Atatürk’ün “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” sözünün anlam kazanması ancak buna bağlıdır.
Eğer bu bankada vicdanı olan bir lider olmuş olsaydı bu skandalların hiçbiri yaşanmazdı. Lider ilham üreten biri olmasının yanında adil olan ve hak yemeyen olmalıdır. Sizde hangisi var?
Lider doğruyu ve kötüyü doğru şekilde söyleyen ve her iki olguya doğru yaklaşımlar üreten kişidir. Yalnız belirtmek isterim batının okullarından alınmış belgelerle lider olunmaz, olsa olsa kullanılabilirlik belgesidir o aldığınız belge ve lider olmaya yetmeyeceği gibi sadece kendinizi kandırmaya yeter.
Lider kendi aklında devrim yapamamış kişilerden çıkmaz, birilerine basamak ve merdiven olanlardan çıkmaz, emir alan ve emir verenlerden çıkmaz, lider etkileyerek ikna edebilen bir bilgi ve duygu gücüne sahip kişilerden çıkar.
Lider sürüklediği mücadeleleri sonuçlandırabilen, zeki, çevik, kıvrak, ne zaman ne yapacağı çoğu zaman tahmin edilemeyen ve şaşırtan, sezgileri güçlü, ileriyi görebilecek bir öngörü sahibi olabilen, özgüveni yüksek, donanımlı ve gerektiğinde yenildiğini bile görebilen, görevi bırakan, yapışkan olmaya çalışmayan olmalıdır.
Bir makama atanmış olmak, yetki kullanabilir yetkisi almış olmak her istediğini yapabilir anlamına gelmez. İşten çıkarma tebliğini yapan ucunuz diyordu ki; “yeni bir genel müdür kendi adamlarıyla çalışmak istiyor.” Kendisi de yeniydi çünkü. Bu ülkede son 13 yılda yeni lobisi var adeta. Yeniden bıktık. Kendi ekibini kurmak ve onlarla çalışmak hakkı değil mi diyordu. Bizde değildir diyoruz. Ne hakla? Dağ başımı bu banka? Babanızın çiftliği mi? Gelen eskiyi kovacak ya da eski yeni geleni dışlayacak olacak iş mi?
Her devletin tarihi lider sanılanlarla doludur, hatırlananı çok azdır. Türkiye Cumhuriyetinin Atatürk haricinde hatırlanan ve hatırlanacak lideri olmadığı gibi. Kurumlarda öyledir kalıcı lider olarak hafızlarda yer edinebilmek ve kalabilmek kolay olmadığı gibi insanların hafızaları da çöp değildir. Herkes orada yer tutamaz. Yer tutmanın da iki hali vardır; olumlu ve olumsuz. Hangisi ile anıldığınız size bağlıdır. Kimseye beni neden kötü anıyorsunuz diyemezsiniz, deseniz de değiştiremezsiniz.
İlham veren lider; avutan, ruhları sahte okşayan, yatıştırma taklaları atan değildir. En tehlikelileri de budur. Çoğu insanı kendisinde bulunanı bulduğu için kolay kandırır.
Yaptıklarını kendine göre doğru sananlar dışarıdaki insanların algısını da umursamaz bir vurdumduymazlık içine girerlerse kuruma en büyük cezayı verirler. Bir kurum düşünün kendi hakkında yapılan olumsuz bir haberin altına bile reklam verecek kadar algı değiştirmeye kalkıp yüzsüzlüğün alasını gösterebiliyorsa bu ancak sermaye zihniyetinde zemin bulabilir. Bu benim kitabımı bastırıp satın ve kendinizi bu yolla kurtarmaya çalışın diye alaya aldığım konunun aslında gerçekleştiğini göstermektedir.
Liderliğin en önemli ölçüsü liyakat ve ehliyettir. Liyakat ve ehliyet sorunu olanlar skandallara konu olurlar.
İnsan doğa ve psikolojisini bilmeyen hatta duygusallığı zayıflık olarak gören kişiler zayıf karakterli, şiddet yatkını kişilerdir. Başkasına yapılan hatayı kendine yapılmış sayan kişi liderdir.  Çünkü başkalarının itibarsızlaştırılmasının günün birinde kendi kişiliğini yıpratacağını akıl edebilmelidir. Lider insan aslanı kediye boğdurtmayan bir vicdana ve sağduyulu adalete sahip olmalıdır.
 “Birilerine merdiven olmak adına birilerini bu merdivene basamak yapmak gibi bir dayatmaya dayananların kişilikleri arızalıdır.”
Olumlu duyguların dostu olmayanların tek duyguları diğerlerine eziyet etme ve üstünlük taslama duygusudur. Böylelerinin kendi tasmalarından genelde haberleri yoktur. Varsa da umursamazlar. Tasmalı yaşamayı severler onlar. Bu sebeple her kravatlıya iyi insan denilmemelidir. Kravatta batılıdır. Kravatı millileştireceğiz Atatürk gibi. Kravatı gerçek aydınlar takacak, maskelilere bir maske daha takmanın gereği yoktur.
Hak nedir bilmeyen, hak tanımayan, hakkın hakkını vermeyen ve hakkı savunmayandan lider olmaz.
Yine çok can alıcı bir örneği burada anlatmak istiyorum; benim işsiz kalmama sebep olanlardan ve bu hiyerarşik çetelenin basmakların birisi bir gün bize yaptığı uzun süreli zulüm toplantılarından birisinde yaşanmıştır. O toplantıda aynen şunu söylemiştir;“benim bir çocuğum var ve çalışmak zorundayım” aynı kişi benimde iki çocuğum olmasına rağmen işsiz kalmamda rol oynamıştır. İşte bunlar böyle kendi kendilerine çelişkidirler. Haksız ve sebepsiz işten çıkarıldığım hatta ayrımcılık zulmü yıllarca yapılarak işten çıkarılmış birisi olarak bu zat hala bu bankada makam ve koltuk işgal etmektedir. Bankanın diğer çalışanlarına hala e-posta yazılarla baskı uygulamaya çalışacak, bizde dışarıda kaderimiz bu, ne yapalım diyeceğiz öyle mi? Bu mücadele için sadece bu bile yeter.
Toplantılarda yaptığı zulümden de bahsetmek istiyorum. Öncelikle Müslüman mahallesinde salyangoz satanların bir uygulamasıdır. Ezan okunduğunda ezanın bitmesine kadar bile tahammülü olmayan biriydi. Eğer toplantı akşam ezanında devam ediyorsa, yatsı ezanında da büyük ihtimal ile devam ettiğini kendi fark ettiği halde egosunu tatmin edemediği için diliyle de bakın hala konuşuyorum, siz beni konuşturuyorsunuz gibi saygısız bir tutum içerisindeydi. Toplantı yapmak ve ego kontrolünü bilmeyenden hiçbir makam ve yönetim beklentisi olamaz ve eğer varsa o kişinin değil o kurumun ve o kişiyi oraya atayanların bir zavallılığıdır. İşte bu zavallılık karşısında biz diz çökmeyiz.
Günümüz liderliğinin anlaşılma şartı neye hizmet ettiği yani niyetine bakmakla anlayabiliriz. Bunun içinde cesur sorgulama gücünüzü kullanmalısınız o da bir Türk’te asil kanın gereği fazlasıyla vardır. Biz asker milletiz yalnız ve yalnız sadece ve sadece kendi vatan ve milletimiz, ekmeğimiz, çocuklarımızın geleceği için askerlik yaparız.  Biz kötü niyete askerlik yapmayız. Yapmaya kalkanlara da haddini bildiririz.
“En sağlam duvarlar önemsenmeyen küçük çatlakların büyük yırtıklar açmasıyla yıkılırlar.” / Önder Karaçay
Rakibi ve hasmını küçük görenler genelde bunlara yenilirler. Tehlike ancak tehlikeler göze alınarak yenilir. Tehlike olmayana yapılan bir yanlış önlenemeyen bir tehlikeye dönüşebilir.
“Suyun sel haline gelmeden tedbirini alıp bendini yapamayanlar o selde boğulurlar.” / Önder Karaçay
Büyük başarıların değeri zorluğundadır. Zorluk hayatın her anında değer artırır. Zorluğu üretene ise değer kaybettirir.
Hayatın hedefi belge, diploma, bilgi değildir. Bunlar gereklidir yalnız bütün bunlar olmasına rağmen eyleme geçemiyorsa kişi gök gürültüsü veya gölgedir. Ya karmaşa üretir ya da gölgesiyle karanlık veya baskı. Eyleme geçmek canı ne istiyorsa onu yapmak değil, yapması gereken neyse onu yapabilmenin eylemine geçmektir.
Canı istediğini yapanlar rüzgarın önünde bir küle dönerler rüzgar onları nereye sürüklerse oraya sürüklenirler.
Kızılderililerinde Türk soyundan oldukları söylenir. Onlar lider için şunu derler; “Lider bir efsanedir, efsane öldüğünde hayal sona erer. Hayal sona erdiğinde artık daha büyüklükten söz edilemez.” Bilmem kendini büyük bir efsane olarak görenler bu sözden gerekeni umarım anlamışlardır.
Birde kendisinin efsane olduğunu söyleyenler ile kendisine başkalarının efsane olduğunu söyleyenler var. Mustafa Kemal Atatürk kendisine efsane denilmesinden çok rahatsız olurdu. Şimdi efsanedir işte. Büyüklenseydi efsane olabilir miydi? Çünkü o bir dahiydi.
“Çatlak yürekli ve hacizli ruhlarda erdem bulunmaz ve aranmazda aslında.” / Önder Karaçay
Öyleyse liderle ilgili bu kadar konuyu irdelemenin amacı yaşadıklarıma ışık tutmak, nelerin nasıl yaşandığının çok daha net anlaşılması, kimin nerede ve nasıl yanlışlarla bir kurumu kıyının kenarına nasıl getirdiklerinin ortaya konulmasıdır.
Cesaret tehlikeli olmakla birlikte korkunun belası ve can düşmanıdır. Korkanları, korkakları şaşkına çevirir, susturur ve üstün güç olarak karşısına dikilir.
Her iş kendini yönetenin seviyesi kadar büyüktür. Hele yöneten büyüklenme egosuna bürünmüşse ve ısrarla devam ederse aynı oranda işin seviyesini düşürür.
Böyle bir ortam aslında lidersiz ortam demektir ve sonu hüsrandır, buhrandır, gerileme ve çökmedir.
İnsanlığın yazılı tarihi beş bin yıl olup, yaklaşık 250 yılı barış içinde geçmiş olması insanın her dönemde başkalarının haklarına el uzatmaya kalktığını, hırslarına yenildiğini, savaşmaktan başka çare bırakmadığına şahit olmaktayız. ‘Tarih tekerrürden ibarettir’sözü boşuna söylenmemiştir. “Tarih aynı zamanda zamanın süzgecinde bir okuldur.” Geçmişi iyi okuyan ve ders alabilenler geleceğe daha bir güvenle ve az hasarla uzanabilirken, geçmişini bilmeyen, bilmeye ihtiyaç duymayan ya da geçmişi olmayanların ne alabilecekleri bir ders vardır ne de geleceğe nasıl gidecekleri bellidir.  2. Dünya savaşından sonra dünyada savaş yok gibi gözükse de 60 milyona yakın insan o tarihten bu yana sermaye çoklamak, başkalarının haklarına el uzatmak, çıkarın hırsına yenilerek masum insan öldürmek ile sonuçlanmıştır. Sermaye, teknoloji, silah ve bilimi bir güç olarak daha fazlasını elde etmek için kullananlar bu karanlık tablonun müsebbibidirler.
Böyle bir vahşetin hizmetinde olan çorak beyinliler insana zarar vermek adına öldürmeseler bile sağda bırakmayacak darbeler ile kendilerini haklı çıkaramazlar. Kızaracak yüzleri bile yoktur.
Sana yapılmasını istemediğin eziyeti başkalarına yapma sözü boşuna mıdır? Bu söz bir temenni gibi kalmıştır. Çünkü insan, başkalarını başkaları olarak görmekten hiçbir zaman vazgeçmeyecektir.
Sizi başkalaştırmaya kalkanları ister istemez sizde başkalaştırmak zorunda kalırsınız. Sizin haklı sebebiniz savunmaktır, çünkü saldıran değilsiniz. Kurtuluş Savaşı ve nasıl kazanıldığının en can alıcı cevabı budur saldıran kazanamazdı. Bugünde saldıran kaybedecek. Kim saldırıyor?
Mustafa Kemal Atatürk ‘İstikbal göklerdedir’ derken aslında gökyüzünün bir tapusu olmadığını ve bu gökyüzü benim diye hiç savaşın çıkmadığını, barış içinde bir geleceğin kavgasız toplumlar ve insanlardan geçtiğini söylemek istemiştir. Gaddarca sahiplenme isteği insanın midesinden büyük gözünü doyurmaya yetmemiştir. Beni işten çıkaranların midelerinin benden büyük olduğunu düşünmüyorum. Onlar düşük hırsların peşinde heba olacaklardır.
Olaylar ve insanların dışına çıkarak fikir üreterek yaptığım aslında ayrımcılığın tarihi felsefesini günümüze ve yozlaşmış insanına bir elbise olarak giydirmeye çalıştığımda imkânları çoğaldıkça doyumsuzlaşan insanın karşımıza çıktığını görürüz. O zaman sormak isterim; bu kadar üretimin amacı kendinizi tatmin mi? Ya da başkalarının iştahını kabartarak kendi iştahınızı mı çoğaltıyorsunuz? Zalimlerin psikolojilerini ve niyetlerini okumak o kadar kolay değildir. İçlerinden geldiğim ve dokuz yıl zulümlerini tattığım için iyi bilirim.
Küreselleşme emperyalizmin yüzyılımızda en büyük aşaması olup, dünyayı içinden çıkılmaz bir hale sürüklemektedir. Dünyanın tek bir sermaye pazarına dönmesi kadar insanlığa yapılmış bir büyük zulüm bugüne kadar yaşanmamıştır. Çok uluslu sermaye dünyanın çok yerinde savaştan başka bir sonuç değildir. Sermaye=Savaştır.
Ve sermaye medya ilişkisi burada da devreye giriyor. Savaşları bile naklen yayınlamaya kalkan bu hainlik istediği gibi haber yapıyor. Çünkü emperyalizmin hizmetinde oldukları için halkı kandıran yanlı ve kendi çıkarlarına uygun, savaşı bile kendilerine yontmalarının yanınsa savaşın sebebi kendileri olduklarını gizlemeye kalkıyorlar.
O zaman savaşsız bir dünya istiyorsan savaşımız sermayenin kontrollü ve küresel bağlantılarını kestiğimiz milli ekonomi gereği kaçınılmazdır. Konuyu bu kadar uzun anlatmamın sebebi sermayenin ne olduğu ve aslında neye hizmet ettiğini anlatmaktı. Sermaye dünyada savaş çıkarmak ve kendi varlığını sürdürmek için biriktirilmektedir. Son yıllarda ülkemiz insanlarının tasarruflarının eritilmesinin sebebi de sermayeye fon aktarıp bizim gibi ülkeleri de savaşa sürüklemektir. Acı gerçek bu oyunun içinde küresel bağlantılı bizim sermaye gruplarının olduğudur.
Sermaye için hedefe koyduğu neyse onu tüketmesi, yok etmesi ve sömürme ihtiyacı her şeyin üstündedir. Aradığım ve bulmakta zorlandığım hak, adalet, günah ve ayıp bunların ikliminde yoktur.
Kötü niyetli egemenlik hırsı barışı bozar ve savaş başlar. Tek başına bir ordu gibi sermaye ile üç yıldır savaşıyorum. Resmen şunu demeye kalktılar; haklarına el uzatırız ve sen buna ses çıkaramazsın. Özgürlüğümüze, kaynaklarımızı iç etmeye dişlerini bileyenlere karşı yüz yıl önce ataların nasıl direnerek karşı ve haklı çıkmışlarsa yine aynı haklı ve kararlı direnme gücüyle karşılarındayım, karşılarında olacağız. Norman Vincent Peale diyor ki; “Sahip olduğunuz koşulları değiştirmek için, önce farklı düşünmeye başlayın.”  Bu mücadeleye başladığımda ilk düşündüğüm konu farklı olmalıydım, yapılmayanı yapmalıydım ve karşımdaki haddini aşmışlara hadlerini bildirmenin farklı yollarını düşünerek buluyordum. Daha yolun yarısına bile gelmedim. Bu mücadele bu kitapla bitmez. Daha neler gelecek?
Cephede bile kitap okuyan bir kuşağın en önemli örnek dâhisi Mustafa Kemal;  ‘İslam Tarihi’ adlı bir kitabı okurken şu cümlenin altını çizer; ‘Tarih ilerisini görebilenler için çalışır’ 
Bugünde aynıdır. Dünü bilmeyen, bugünü anlayamaz ve yarını görmeyi bırakın yarına gidemez bile.
Bu kitap bir cephedir ayrımcılığı başlatan sermayeye karşı cephedir. Bugüne kadar onları bizden bildik ne oldu? Cephe almadıkta oldu? Ayrımcılık yaptılar, haklarımıza el uzatmaya kalktılar, işsiz bıraktılar, kariyerlere zarar verdiler hem de bütün bunları hiçbir haklı sebebe dayandırmadan yapmaya kalktılar. Kendi sonlarını adeta kendileri hazırladılar. Yalnız hiç düşünmediler biz böyle kimin emrinde ne yapıyoruz diye! Düşünmediler. Birileri düşündü işte. Ve o vakit geldi. Sizinde hesap verme vaktiniz geldi.
Bugün ki siyasi zihniyete de birkaç sözüm olacaktır. Unutmayın biz asiliz, siz vekilsiniz. Vekiller vekil olduktan sonra aslını unutamazlar ve ben ne istersem onu yaparım yoluna giremezler. Son yıllarda ne yazık ki ülkemiz ve insanımız bunu da yaşamak zorunda kalmıştır. Hatta siyaset kurumu halktan yetkiyi almış, sermayenin her istediğini yerine getirmiştir. Burada bir haksız kol kola giriş vardır. Yaşananlar bu kol kola hali göstermektedir. Biriniz halkın duygularını, biriniz halkın cebini boşalttınız. Bunun bir bedeli olmayacağını mı sandınız? Asıl ne derse o olur. Asıl olan milletin dediğidir. Bunun yolu da sadece sandık değildir. Güçler ayrılığının değeri de burada ortaya çıkmaktadır. Tek kişi hiçbir zaman Türk Milletinin Atatürk dışında vicdanı olamaz.
Gerçek zenginlik; mal ve para çokluğuyla değil, göz tokluğu ile olur. Bu sermayede hangisi var? Göz tokluğunu sormaya bile gerek yok. Bu kadar para çoklama adına aç gözlü olmanın bir de sonu var.
Ülkede sanki İngiliz muhipleri ve Amerikan Mandacıları tekrar hortlamaya başladı. Nedir derdiniz sizin? Gençliğe Hitabeyi yeniden okuyorum sizi yazıyor. Utanın biraz. 100 yıl önce tahmin edilmişsiniz.
Bu kitabı okuyan herkese tecrübelerimden süzdüğüm bir tavsiyem olacak; büyüklenenler karşısında kesinlikle kendinizi küçük görmeyin. Belki de siz ondan büyüksünüz, bunu anlamanın yolu dayılanmayı ve büyüklenmeyi kabul etmemektir. Dayatmaya boyun eğmek kişilik bozukluğudur.
Zengini çok zenginleşmiş, bağımsızlıktan yoksun bir milletin zengini de paraya esir olmuş demektir.
Türk Tarihini anlamayanlar veya anlamak isteyemeyenler lütfen Nutuk’a baksınlar… Her satırında kan, gözyaşı, şehitlerin kanı, gazilerin kahraman hikâyeleri, mücadele, asalet, irade, devrimcilik ve bağımsızlığı anlatan Nutuk, Büyük Önder’in Cumhuriyet kavgasının destanını anlatmaktadır. Böyle bir eser üç kuruşa tenezzül edenlere mi kurban edilecek?
Put paraya tapanlar tapabilirler. Bu topraklarda ne İslamiyet biter ne de Türklük. Putlarıyla geldikleri gibi satın alabildiklerini de alır giderler ancak.
Dünya tek bir devlet olamaz. Herkes bu yanlışı kabul etse bile Türkler bunu asla kabul etmez. Yüz yıl önce Mustafa Kemal engeli vardı, şimdi de onun emanetçileri engeli var. Türk geçilmez. Dünyayı tek devlet mantığı yönetmeye çalışmanın anlamı tek yer tarafından her yerin sömürülmesidir. Ve bunu yine tersine çevirecek tek millet Türk Milletidir. İçimizden birilerinin buna teşne olması kendi sonları olur.
Bu vatan toprağı = yiğittir. Para bizim için harcanan bir kâğıt parçasıdır. Paraya tapanlarda harcanacak kişiliksizlerdir.
Önderi ve örneği sağlam ve bunu bilen milletlerin geleceğinde özgürlükten başka bir beklenti yoktur.
Biz bu ilkeli ülkümüzü atamızdan öğrendik. Nasıl mı?
‘Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım. ” / Mustafa Kemal Atatürk
Yabancı sermayeyi kontrolsüz, vergisiz, şartsız ne olursa gelsin de nasıl gelirse gelsin demek; aynı Mustafa Kemal Atatürk’ün aşağıdaki sözünde dediği gibi insanlıktan uzaklaşmak, beceriksizlik ve miskinliğin esarete dönüşmesi demektir. Yabancı para bu ülkeye şartla gelemez, şartları biz belirleriz o zaman isterse gelir. Kural budur. Aynı Devletçilik ve Karma Milli Ekonomi sisteminde olduğu gibi.
“Yabancılardan insaf ve iyilik dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk ulusu, Türk ilinin gelecek çocukları bunu bir an olsun akıllarından çıkarmamalıdır. Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. ‘ / Mustafa Kemal Atatürk
En iyisi şiirlerime geçmeden önce Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle bir resital yapalım.
‘Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz… ”
“ Bu memleket tarihte Türk’tü, halde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır. ”
“ Efendiler! Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Hal buki, hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir! ”
“ Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ” Mustafa Kemal Atatürk
Gelin Nutuk okumayın ve nutkunuz tutulmasın?
Yani sermayesi bağımlı, siyaseti bağlı yarı bağımlı durumu Türk Milleti kabul edemez. Bizim şiarımız TAM BAĞIMSIZLIKTIR. Bunun sözde olmadığını da yarı bağımlı olan herkes görecektir.
Burası bir kabile devleti değildir. Tarihin en büyük milleti Türk Milleti tarafından kurulmuş en son ve ilelebet yaşamak için kurulmuş Türkiye Cumhuriyetidir. Kendini Türk Milletine yüreğiyle dâhil görenlere emanettir. Para ve çıkar için bu ülkeyi ve milleti sömürenlere emanet edilmediği tarihte yazmaktadır. Sadece yeniden hatırlatmak ve yazmak zorunda kaldığımız için bugün yine yazıyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti emperyalizme ve gericiliğe karşı kurulmuş tarihin en efsane devletidir. Şer batı destekli gerici, emperyalizm ve oyuncuları tarafından tekrar hedef alınması bu değerinden kaynaklanmaktadır. İçimizde bizden sandığımız birilerinin bu yolda teşne sürünme halleri kendi zehirli yolculuklarıdır. Bize karşı yine kendi hatalarıyla kaybedeceklerdir. Çünkü kaybettiren niyettir. Onlar bunu anlayamazlar. Biz anlatırız.
Mustafa Kemal Atatürk ve eserine saygı duymayanların şüphe edecekleri tek nokta kanlarıdır. Asil kanda böyle bir taviz mümkün değildir. Bizler emanete kanımızın son damlasına kadar sahip çıkacağımıza kalbimizden yemin etmiş Türk Milletiyiz. Ve hatırlanmalıdır ki; Mustafa Kemal Atatürk olana kadar ve olduktan sonra da bugüne kadar Türk Milletidir.
Kâğıtlar da yazan yeminleri edip tutmayanların hali kalbinden yeminli bu toprakları ve insanı sevmeyenlerdir. Nefret öyle bir duygudur ki aynı zulüm gibi kendini nefret ettirecek hale getirir. Tarihte örneği çoktur.
Biz ilk çizgimizi 19 Mayıs 1919 Türklerin yeniden doğum gününde çizmeye başladık. Bugün de o çizgimizi hatırlattık. Budur çizgimiz bizim. Egemen bir toplumun içinden çıkanlar bize egemenlik taslayamazlar.
Hayat böyledir işte kimi insani çizgisini kaybeder, kimide çizgiyi hatırlatır. Çizilen her çizgi bir iz bırakır. 19 ruhu çizgisinin izi devam eder, bu ruhun karşısına çıkan çizgi karşı çıktığımız an biter. Bazen önemli şeylerin altını çizersiniz o çizgi hiç silinmez. Bazen önemsiz şeylerin üzerini çizersiniz karalama defterine döner. Her çizgi amacına ulaşamaz, çizgiyi çizenin sağlam olmasına bağlıdır.
“Dayanıklı çizgileri dayanıklı ruhlar çizer.”
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı

Mustafa Kemal Önder'im: Duran Adam Destanı // Dip Dalga // Önder Karaçay

Mustafa Kemal Önder'im: Duran Adam Destanı // Dip Dalga // Önder Karaçay: Duran Adam Destanı // Dip Dalga // Önder Karaçay Posted on   21 Nisan 2016 by   kufgrubu Duran Adam Destanı  // Dip Dalga // Önder K...Duran Adam Destanından sonra Mahşer Tufanı Destanını asilden vekile Muhtıra ve İhtarla yazıyoruz...

Duran Adam Destanı // Dip Dalga // Önder Karaçay

Duran Adam Destanı // Dip Dalga // Önder Karaçay

fft99_mf3383275
Duran Adam Destanı // Dip Dalga // Önder Karaçay
Tarihin adı Türkler destanların hem başlangıcı hemde devamıdır. Ergenekon destanı ile demiri eriten Türkler Gezi Eylemi ve Duran Adam Destanı ile zulmü eritmeye başlamıştır. Gezi eyleminin önlenme tarzı kanlı bitmiş ve polis devleti uygulamasına en bariz örnektir. Çünkü ağaçları korumak isteyen gençler hiçbir taşkınlık yapmamışlardır. Mahallelerde halk günlerce halk kongreleri yapmış, tencere ve tava çalarak zulme tencere tava aynı hava sözünü söyletmiştir.
Vekil asile tarihte ilk kez kurşun sıkıyordu.
14 yaşında Berkin Elvan vuruluyor aylarca hastanede yatmak zorunda kalıyor, 15 yaşına hastanede 16 kiloya düşerek hayatını kaybediyordu. 9 genç bir çocuk öldürüldü.
Geçtiğimiz günlerde halktan korkan Cumhurbaşkanı gezi fobisi sebebiyle gezi terörden daha tehlikelidir söyleyerek halkı terörden daha tehlikeli göstermiştir. Sosyal medya kendi işine yaradığı zaman yanlışını görmeyen Cumhurbaşkanı kendi işine gelmeyince sosyal medya terörden daha tehlikelidir demek zorunda kalmıştır. Sosyal medyanın fitne ve fesat üreten paylaşımlarına izin veren bir alan olduğunu ilk söyleyen benim. Nedense bu gerçekten sonra bu sosyal medya terörü de görülmüş oldu. Sosyal ağların doğru kullanılmasına terör demişse gezi eylemlerinde yaptığı yanlışa yine düşmüş demektir. Terörle mücadele yerine müzakere yapanların terörle ilgisi olmayanlara terörist demesi çok manidar bir tarihi yanılgı ve korkunun ifadesidir. Ergenekon kumpasına da terör diyenlerin sonunu gördük. Daha onun hesabını da verecekler.
Meşrutiyet ile 250 yıllık devrim tarihi olan Türk Milleti bu garabetin üstesinden de gelecektir.
Bu gaflet, delalet hatta ihanet garabeti sermaye derin devletinin gizli ilişkilerine göz yummuş milli ekonominin sonunu getirecek doksan yıllık birikimleri satmış, ekonomiyi üretmeden, ithalat, borç ve tüketim ile batırmışlardır. İnşaat+banka balonu patladığında ne yapacaklarını göreceğiz. 14 yılda işsizlik üretmişlerdir. İşsizlerin teröristler, Suriyeliler kadar değeri olmamıştır. Tarihe işte böyle yazılmışlardır.
Mobbing Bank Skandalbank’ın Skandalları Türk Fırtınası kitabımla MUHTIRA almışlardır.
Asil bu sefer vekile ihtar vermiştir.
Duran Adam Destanından sonra Mahşer Tufanı Destanının tarihi yazmaktayız.
Adam günlerdir durmuyordu ve aniden durmuştu,
Yerinde duramayan adam adeta tutukluk yapmış gibiydi,
Duran adama durup herkes bakıyordu,
Onun gözleri dalgalanan bayrağa ve atasının gözlerinin içindeydi,
Emanete sahip çıkıyorum der gibi duruyordu ve kararlıydı sürekli durmaya.
Karşı duruyordu aslında,
Zulme, gaza, suya, şiddete karşı,
Duran adamı duyan duruyordu.
İşi olan kendi yerine ayakkabılarını bırakmış,
Ayakkabıları ruhu yerine duruyordu,
Bu eşi benzeri görülmemiş tepki ülkeye yayılıyor,
Dünyaya yayılıyor, dünya duruyordu.
Zulüm ise yerinde duramıyordu,
Terse dönmüştü her şey,
Baş döndürüyordu!
Zulme karşı ise herkes duruyordu.
Dünya tarihinde bir ilkti duran adam,
Duran adamı durduran neden duruyorsun diye,
Tutuklamaya kalkıyordu,
Meydana çıkıp durmayanları da tutukluyor duranları da,
Zulüm böyle bir şeydi işte,
Zulme karşı olmak ise bir zekâ işiydi.
Duranları durduramıyorlar duramayan adamlar,
Şiir durmuyordu, söz durmuyordu, dil durmuyordu,
Zekâ durmuyordu, zulüm de durmuyordu,
Duran adam karşı duruyordu.
Zulmün karşısına dikilmişti,
Duramayanları bile durduruyordu.
Kimin durup, kimin durmadığı karışıyor,
Duramayan adamlar şimdi duruyordu,
Bir duruyor, bir durmuyor, bu durum aslında;
Zulmünde sabrını zorluyordu.
Birkaç gün önce duramayan adam,
Şimdi duruyordu!
Zulüm ise niye duruyorsun diye vuruyordu,
Dursan suç, dur masan suç oluyordu,
Duran adamı gören, duyan yine karşı duruyordu.
İnsanlar bu sefer durmasınlar diye,
Hayat duruyordu,
Zulmün kafası iyice karışmış olmalıydı ki,
Adeta aklı duruyor gibiydi,
Ne yapsa olmuyordu,
İnsanlar bir duruyor, bir durmuyordu.
Zulüm ne yapsın,
Bu zekâ karşısında akılları duruyordu.
Durmak yasak yasası mı çıkarsalardı acaba?
Ya sonra durmasalar diye zulüm korkuyordu.
Masum insanları, şairleri, yazarları, kırılmayan kalemleri,
Bu zulüm aslında gereksiz yere yoruyordu.
Hadi duran adamada gazını, suyunu,
Sık bakalım diyen duruyordu,
Oradan bir yabancı burası Orta doğu gibi değil diyordu,
Ama İstanbul polis zulmü ile Beyrut gibi duruyordu.
Duran adam bir bakıyordun duran kadın oluyordu,
Duran genç, duran yaşlı, çocuk durur mu?
Duran çocuk oluyordu, çocukluk işte,
Ekmek almak için durmayan Berkin çocukken vuruluyordu.
Polis duran adamı üst araması yapıyordu,
Emri üstünden alıyordu belliydi,
Çünkü işimizi yapıyorum diyordu,
Görevi gereği neticede emir kuluydu,
Kendi kendine insan vurmuyordu,
Durursan tutuklarım diyen zulüm,
İnsanlara durmaması gerektiğini söylerken,
Kendisi durmuyordu.
Duran adamı bazıları,
Duruyor mu diye yokluyordu,
Duran adamları ve duramayan adamları,
Kimse durduramıyordu.
Şimdi duran adam akılda, vicdanda, tarihte,
En güzel örnek olarak duruyordu.
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı

Mustafa Kemal Önder'im: Para Eşit Değişim Aracıydı, Kapital Zihniyetle Eşi...

Mustafa Kemal Önder'im: Para Eşit Değişim Aracıydı, Kapital Zihniyetle Eşi...: Para Eşit Değişim Aracıydı, Kapital Zihniyetle Eşitliği Bozan Put Oldu // Dip Dalga // Önder Karaçay Posted on   21 Nisan 2016 by   kufgr..."Cebimizde bir el dolaşıyor, canı ne kadar istiyorsa o kadar alıyor." // Önder Karaçay 

Para Eşit Değişim Aracıydı, Kapital Zihniyetle Eşitliği Bozan Put Oldu // Dip Dalga // Önder Karaçay

Para Eşit Değişim Aracıydı, Kapital Zihniyetle Eşitliği Bozan Put Oldu // Dip Dalga // Önder Karaçay

588b8054-ff3f-4b89-b5e3-36482dcc1162
Para Eşit Değişim Aracıydı, Kapital Zihniyetle Eşitliği Bozan Put Oldu // Dip Dalga // Önder Karaçay

"Cebimizde bir el dolaşıyor, canı ne kadar istiyorsa o kadar alıyor." // Önder Karaçay
Bu fikri dünyada belki de ilk kez duyacaksınız. Çünkü bugüne kadar bunun tersine algı değişikliği ve eğitimlerle insanlık kandırıldı.
Dünyanın kaynakları herkese fazlasıyla yetecek kadardır. Kaynaklar sınırlı olmayıp, ihtiyaçlarda sınırsız değildir.
Kaynakların kıt, ihtiyaçların sınırsız olduğu kapital düzenin bir yalanıdır.
Marka, ürün çeşitliliği, reklam, borç, teknoloji, tüketim ve israfla kaynakların kapital doyumsuzluğa aktarılması sebebiyle insanlık büyük bir kaosun içindedir.
Çözüm çok basittir.
Her devlet kendi ülkesini kendi halkı için ihtiyacı kadar üretmek ve ihtiyacı kadar eşit çaba, eşit tüketim ilkesiyle milli ekonomiye geçmek zorundadır.
Kimin eli kimin cebinde belli olmayan küresel liberal kapital zihniyet kendi kötü niyetinde bataklığa saplanmıştır.
Dünyanın her ayrı bölgesinde farklı üretim imkanlarının olması ülkeler arası eşit değişim ticaretini mecburi kılmaktadır.
Sorun kapital zihniyetin eşit değişim yerine sömürüyle hep kendisine yontan yöntemler sebebiyle tıkanmıştır.
Bu tıkanıklığı açacak olan gelime Anadolu’da kapital zihniyetin karakollarının itibarı yerle bir olmuş ve bitiş başlamıştır.
Bu kapitalin işbirlikçi karakolu kendi ağzıyla sorunun kapitalizm olduğunu itiraf edecek kadar çıkmazda olduklarını geçtiğimiz yıllarda itiraf etmek zorunda kalmışlardır.
Bakmayın kuyruğu dik tutmak adına reklamlarına, algı değiştiren yalvarmalarına. Türk Milleti ikinci kurtuluş savaşını ekonomide kazanarak ve dünyada Türk Birliğini kurarak dünyanın en büyük ekonomisi üretim ve eşit paylaşım ekonomisini kurarak kapital ekonominin sonunu getirecektir.
İnsanın ihtiyaçları sınırsız değildir,
Kapital yalanlar sınırsızdır.
Kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar sınırsız diyenler marka sahibi, kapital sahibi, tüketimle, borçla, teknoloji destekli israfla ayakta durmaya çalışan sanayici görünümlü komisyoncu, işbirlikçi ve ithalatçılardır.
Neden bu hale düştüler?
Çünkü değişim aracı parayı put yapanlar,
Değiştirirken halkı soydular, sömürdüler,
Para eşit değişim aracıydı,
Liberal kapitalizmde sadece,
Kapitalin lehine değişim aracı olarak put oldu.
Ürün çeşitliliği çok kazanmak içindir,
Çok ürün çok ihtiyaç anlamına gelmez,
Çok sömürü anlamına gelir.
Ne kadar çok çeşit ürün çeşitliliği varsa,
O kadar çok fazla sömürü artar.
İnsanın ihtiyaçları bellidir,
Yemek, giyinmek, barınmak ve eğitimdir.
Bunun dışına çıkıp sulandırmak,
Başka bir niyettir.
Doğada yaratanın yarattığı her canlı için,
Yeteri kadar kaynak mevcuttur,
Yeter ki israf olmasın, yeter ki;
Kaynaklar birilerinin tasarrufunda birikmesin.
Sorun kaynakları eşit paylaşmama,
Ve israf ettirerek bir kaç gözü doymazın,
Doymayan niyetine katlanmak zavallılığıdır.
Zengin devlet olur,
Ve orada yaşayan her insan,
O zenginlikten eşit faydalanır.
Şahsi mülk devlette olmaz,
Mülk halk adına devletin olur,
Hukuk devleti eşitliği sağlamak içindir.
Devleti yönetenler geçicidir,
Kalıcı olan devlet ve hukuk sistemidir.
Devleti yönetenlerin işi devleti,
Şahsi çıkarlarına fabrika yapmak değil,
Hukuk kurallarına göre işlerin yapılıp,
Yapılmadığını kontrol etmektir.
Halk adına o fabrikayı işletmektir.
Ve görev süresi bittiğinde,
Hesap vererek bir başkasına,
Emaneti zarar vermeden teslim etmektir.
Görevi teslim etmemek, hesap vermiyorum demeye çalışmak, sürekli ben egosuyla iktidar olacağım demek ne demektir?
Kim verdi size bu hakkı?
Yasama, yürütme ve yargı yok hepsi bir kişidir demek ne demek?
Bunu kim kabul eder?
Köle miyiz?
Kabilelerde bile kabile toplanıp ortak karar almaktadır.
Bu nasıl bir gaflet, delalet, ihanet ve garabettir?
Size Anayasa’dan Türkün adını çıkarma görev ve yetkisini kim verdi?
Doksan yıllık birikimleri sadece size oy veren ve iktidara getirenlerin verdiği yetkiyle satma hakkını kim verdi?
Bunun hesabının sorulamayacağının hakkını size kim verdi?
İşsizlerin teröristler kadar değeri olmadıysa siz zaten bitmişsiniz demektir.
Finans terörü, medya terörü, gıda terörü, teknoloji terörü, tüketim ve israf terörü ve insan terörü nedense sizin zamanınızda tavan yaptı. Bunu sebebi devlet yerine sadece kendi şahsi çıkarlarınıza ve yandaşlarınıza devleti sömürülmesine izin verdiğiniz içindir.
1950 yılından bu yana milli ekonomiyi yok ederek kapital düzeni ülkemize yerleştirerek ülkemizi sömürge haline getirmek isteyenlerin yaptığı kötülüklerin artık sonu gelmiştir.
Halk bu sömürüden ya kurtulacak ya da kurtulacaktır. Ya istiklal ya da ölüm ancak ve ancak milli ekonomi ile mümkündür.
Atatürk ilkelerinin en önemli ilkesi TAM BAĞIMSIZLIK ilkesidir. Diğer her ilke bu ilkenin ayaklarıdır. Bugüne kadar o ayaklara verdiğiniz zararlar sebebiyle ekonomi bu hale geldi.
Her mahallede bir milyoner zihniyetinin her yandaşın evinde bir milyar dolar sahibi olmasıyla bu zulüm sonun başlangıcına gelmiştir.
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı

17 Nisan 2016 Pazar

Mahşer Tufanı Öncesi ve Sonrası Yaşananlar // Firavun Sonrası Son İbret Canlı Helak // Önder Karaçay

Mahşer Tufanı Öncesi ve Sonrası Yaşananlar // Firavun Sonrası Son İbret Canlı Helak // Önder Karaçay

48348617
Mahşer Tufanı Öncesi ve Sonrası Yaşananlar // Firavun Sonrası Son İbret Canlı Helak // Önder Karaçay
19 Ocak 2016 gecesi biten Mahşer Tufanı sonrası insanlığın son ibreti dünyadaki tüm zalimlerin canlı helak olduğunu ve bu ibret adına ülkemizde gizli sermaye derin devletinin başı olan Mustafa Koç olduğunu dünyaya ve insanlığa açıkladım.
Bir gün sonra hayatını kaybetti.
Yaratan ibret olsun diye canını aldı.
Geride kalan tüm zalimler keşke biz ölseydik dediler. Ve 19 Ocak 2016 sonrası zalimler için cehennem yaşattıklarını yaşasınlar diye dünyaya döndü. Her ölü gördüklerinde veya duyduklarında keşke biz ölseydik diyecekler. Yalnız yaşattıklarını yaşamadan ölmeyecekler.
Mustafa Koç'un babası oğlunun matemini tutması gerekirken bayilerine yazı gönderdi biz vatanımızı ve milletimizi çok seviyoruz diye.
Matem tutması gerekenlerin vatanı sevdikleri o gün nedense akıllarına gelmişti.
Kitabım 29 Mayıs 2015 tarihinde bittikten ve basıma gittikten sonra e-posta ile nüshalarını gönderdim bir kaç arkadaşıma. 
Sermayenin okuyacaklarını biliyordum. Okudular ve dediler ki; biri çıkacak hepimizi bitirecek. 
Sorun kapitalizm dediler. 1950 sonrası her mahallede bir milyoner üretimi burjuva nedense yanlışını kitabımla birlikte ve sonrasında yaşananlar ile hatalarını hatırlamak ihtiyacı duydular. 
Sormazlar mı insana? Madem hatanızı biliyorsunuz, o zaman bu suçları neden işlediniz? Sizin işiniz mi? Siyasete ayar vermek? Sizin işiniz mi? Terör örgütlerinin batıyla birlikte ne olacağını konuşmak. 
Mustafa Koç'un ölümü sonrası gazeteler adeta seferberlik ile algı değiştirme derdine düşmüşlerdi.
Günlerce televizyon, gazete terörü canlı yayınla halkımızda algı değiştirmek için, sosyal ağlarda yok ekonomi, yok vatanı çok seviyormuş gibi yalanlarla halkı kandırmayı sürdürdüler.
Vatanı sevmek, milli ekonomi nedense mahşer tufanı ve canlı helak sonrası akıllarına gelenler okullarda 8-9 yaşlarındaki çocuklardan bile medet umdular Vehbi Koç kimdir ödevi verdirdiler.
Milli Eğitim Bakanlığı buna alet oldu. Okullar, öğretmenler buna alet olmak zorunda kaldılar. 
Gezi eylemlerinde de halka göz kırkmak için algı değiştirmek adına otellerini açtılar.
Çocuklarımın geleceğinden endişe ediyorum diyen Ali Koç'a bu yaptıklarınız nedir o zaman? Açıklayabilecek misiniz? Mahkemede kendinizi nasıl savunmayı düşünüyorsunuz? 
Bizim çocuklarımız çocuk değil mi? Sebepsiz yere işten çıkarıldım, iş verilmedi, haklarımı bile hala alamadım. Biçim çocuklarımız çocuk değil mi? Biz insan değil miyiz? Neden her iş sizin lehinize olacak, bizim aleyhimize olacak? 
İlahi adalet hiç aklınıza gelmedi mi?
Şimdi elemanlarınız evleri dolaşıyorlar sattıkları ürünlerle ilgili müşteri kaybetmemek için adeta yalvarmaya başladılar. Her yaptığınızdan haberimizin olduğunu bilmenizi isteriz. Bizim kim olduğumuzu unutmasaydınız, bize ihanet etmeye kalkmasaydınız, bu hale gelmezdiniz. 
Siz bize acımadınız, bizimde size acımamızı bugünden sonra beklemeyin artık. Çünkü 1950 sonrası yaptıklarınız özellikle 12 Eylül 1980 sonrası yaşananlar sabrımızı taşırmıştır. Bizimde bir sabrımız vardır. Siz kendinizi ne zannediyorsunuz? Bu ülkenin sahibi Türk Milleti ulus devleti adı altında yaşayan tüm halklardır. Sermaye değildir. 
Çünkü haddinizi aştınız...Dünyanın gizli sermaye derin devletinde ne işiniz var sizin? Sahi Mustafa Koç yerine kimi atadınız? Kamuoyunu aydınlatma formuna yazarak borsaya bildiniz mi? Bu suçla ilgili borsa ne yaptı? Ya da ne yapmayı düşünüyor? 
Evde ne kadar sizin ürettiğiniz ürün varsa hepsini çöpe attım. Adınızı her yerden siliyorum. Sileceğim.
Sermaye ihanetini ve ona destek olarak kol kola girerek kanatları altına alarak Türk Milleti aleyhine, Atatürk ve eseri Türkiye Cumhuriyetine zarar vermek, vatanı ve milleti bölerek parçalamak isteyen herkesi tarihe gömeceğiz. Hakla, hukukla, adaletle, vicdanla, ahlakla.
Tusiad ve Tesev locası ile Akil Adam heyetine desteğinizi, Anayasa ile Türk Milleti kavramının Anayasadan çıkarılması, vatanın ve milletin açılımla bölünerek parçalanması konusunda faaliyetlerinizi artık çok iyi biliyoruz. 
Geçmişte ürünleri stoklayarak yokluk var diye gazetelere ilan vererek Bülent Ecevit hükümetini düşürmeye kalkmak gibi sicili bozuk faaliyetlerinizi ve kötü niyetlerinizi de biliyoruz.
2001 yılı krizi ile bankaların yabancıların eline geçmesi için Kemal Derviş'i sizlerin yönlendirdiğini de çok iyi biliyoruz. 
Cumhurbaşkanlığı adaylığı için Kemal Derviş aracılığıyla Ekmeleddin İhsanoğlu adayını sizlerin önerdiğini de biliyoruz. 
Bu zulmü başlatan sizdiniz, bu zulme sabreden ve asil bir mücadele ile geri çeviren biz ve ilahi kudretti. Şimdi de bitene kadar cezasını sizler çekeceksiniz. 
Aklını ve vicdanını cesaretle kullanan tek bir kişi kalsa bile yaratanın verdiği ilahi sırla zulmü Firavun'dan daha betere bir ibretle yaşattı ve dünyaya, insanlığa duyurmak için görevimi layıkıyla yaptım.  
Adalete teslim olacaksınız ve hesabını vereceksiniz. Başka çözüm yoktur. Aksi takdirde daha fazla kötülük yapmış olursunuz. Buna hakkınız yoktur. Yeter!
“Zulüm ilk çıktığı adrese geri döner ve başlatanı bitirir.” // Önder Karaçay
Atatürk, Önder Karaçay, Mobbing Bank Türk Fırtınası, Mahşer Tufanı, Canlı Helak, Türk Fırtınası, Türk Edebiyatı, Şair, Yazar, Şiir, Banka, Finans, Akbank, İnsanlık Devrimi, Bildenberg, Sermaye Derin Devlet, Sermaye, Mustafa Koç,

Bir Gemi Daha Kalkacak Anadolu’dan // Zor Günlerin Şiirleri // Önder Karaçay

Bir Gemi Daha Kalkacak Anadolu’dan // Zor Günlerin Şiirleri // Önder Karaçay

588b8054-ff3f-4b89-b5e3-36482dcc1162
Bir Gemi Daha Kalkacak Anadolu’dan // Zor Günlerin Şiirleri // Önder Karaçay
Bu şiir 19 Mayıs 2015 günü Türk Milletinin ilk doğum gününde ikinci doğum günün habercisi olarak bir sırla yazılmıştır. O sır Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiği günde yazımı biten kitabım Mobbing Bank Türk Fırtınası kitabım gemi sırrıyla yazılmıştı. 21 Aralık 2016 tarihinde en uzun gecede fitne ve fesat üretilerek Türk Mevsimi adı altında vatanımızın ve milletimizin bölünmesi ve parçalanması için batı ile işbirliği içinde olan siyaset+sermaye+din adına işbirliği yapanlara karşı susuz deniz sosyal ağlarda yüzmüş 13-19 Ocak 2016 tarihleri arasında 6 günde mahşer tufanı mahşer denizinde koptu dünya ilk ruhuna kavuştu, Türk Milleti ikinci kurtuluş savaşını emperyalizmin amiral gemisi kapitalizm adına bir holdingin amiral gemisi bankasının itibarını ve ülkemizi bölmek ve parçalamak amacıyla BOP Eş Başkanlığı, Açılım ve Türk Mevsimi gibi batı projelerini uygulayan işbirlikçilerin itibarını batırarak zulme karşı insanlık bayramı ilan etti ve Türk Milleti ile yarım kalan Atatürk devrimlerinin tamamlanması için yürek meydanında tüm dünyada gönül kongresi başlattı. İşsiz ve cesur Türk Bankacı ilahi sırrın kendisine nasip ettiği sırrı imtihanı imanı kadar büyük olduğu için büyük bir özveri ve çabayla tek başına gerçekleştirdi. Mahşer tufanı ile Firavun sonrası insanlığın son ibreti dünyadaki tüm zalimlerin yaşattıkları ölmeden yaşamaları ve cehennemin dünyaya gelmesiyle canlı helak oldular.
Bir gemi kalkmıştı biz zamanlar,
O gemi Bandırma gemisiydi…
Bandırma Anadolu’dur.
O gemi şimdi biraz su almıştır.
Yalnız su aldıranın da,
Su neden alıyor diyenin de,
Aynı olduğu bir çağda,
Bir gemi daha kalkacaktır.
Yeri ve zamanını bir yaratanın,
Bir de Türklerin bildiği yerden…
Önder Karaçay